Hazırlayan: Hakan coşkunarslan


 

DİKTATÖRÜN SON RAKİBİ

 

Orta Asyalı Diktatör İslam Kerimov 2002 Ocak ayında görev süresini sahte bir Referandumla yine bir kez daha uzatmıştır. Terörizme karşı mücadelede Özbekistan ABD’nin yakın ''ortağı'' olma niteliğini Kerimov iyi değerlendirdi.

Referandumdan bir ay evvel, 28 Kasımda Çek Cumhurıyetinin  başkenti Prag havaalanında pasaport kontrolünden geçerken, Kerimov’un rakibi Muhammed  Salih tutuklanmıştı. Onu tutuklayan polisler Salihin  Özbekistan devleti tarafından arandığını ve anlaşmaya göre onun Özbekistan’a iade edileceğini bildirdiler. Özbekistan rejimini tanıyanlar için Salihin iadesi onun ölümünden başka şey ifade edemezdi.

İlginçtir, aynı Amerika Birleşik Devletleri Diktatörün son rakibi  Muhammed Salihi iki yıl önce, 25 eylül 2000 de “Amerika’nın Sesi” radyosundan duyurulan resmî açıklamasında ‘’demokratik  mücadele’’ veren lider, onun ERK Partisinin ise legal, kanunî muhalefet olduğunu  tanımıştı.

 

Suikast  planı

Kerimov muhalifi Muhammed Salih’ten kurtulabilmek için tam 10 yıldır mücadele etmekteydi. Bu yönde kullanılmayan hile, kurulmayan tuzak  kalmadı. Bir kaç defa Salih’i ortadan kaldırmaya kalkıştı Kerimov. 2001 yılının mayıs ayında Salih’in öldürülmesi için 2 milyon amerikan doları ödenmiş ve bir tesadüf sonucu Salih ölümden kurtulmuştu. Rus film yapımcısı Mihail Markelov bu olayı konu alan bir belgesel çevirerek geçen yıl TV Center kanalından yayımladı. Bu filmin içeriğinin kısaltılmış şeklini dikkatinize sunuyoruz:

 

27 Mayıs 2001’de  Rusya'nın "TV senter" televizyon

kanalından yayınlanan ("Nasha versıja: podgrıfom sekretno") "Top sekret, bizim versiyonumuz"  programının metni

Ekrana postsovyet ülkelerinin siyasi hayatından ilk görüntüler geliyor.

Ekranda Rus  program sunucusu Mihail Markelov.

M. Markelov: Merhaba, sizinle Mihail Markelov, "Top sekret" programının üçüncü kısmını sunuyorum.

Yakında güneşli Özbekistan’ın devlet başkanı İslam Kerimov Rusya'ya dostluk ziyaretinde bulundu. Sovyetler Birliği çökmeden önce Özbekistan kıymetli pamuğu, güzel pilavı, "Pahtakor" (pamukchu) adli futbol takımı, Buhara’nın güzel halısı ve misafir severliği ile meşhurdu. Cennetmekan bir ülkeydi Özbekistan. Bunun dışında Özbekistan bu karmaşık  mıntakada bizim için stratejik önem taşıyan ülkeydi. 1991 yılında, Belovejskaya pushca’daki kısa ziyafetten sonra Sovyetler Birliği dağıldı. Eski Sovyet Cumhuriyetlerinde ard arda seçimler başladı. Özbekistan’da seçimleri İslam Kerimov kazandı. Bu programımıza konu olan olay ilk bakışta gerçek dışı görünebilir. Fakat bu bir gerçektir. Olay kahramanları real insanlardır. Size bugün Özbekistan’da siyasi rejimin muhalefetle mücadele üslubunu anlatmak istiyoruz. Devlet Başkanı Kerimov’a karşı muhalefet siyasi sürgünde, Kerimov ve onun çevresi için en tehlikeli sayılan muhalefet lideri Muhammed Salih halen Norveç’te kalıyor ve mücadelesini devam ettiriyor. Ekranda Muhammed Salih konuşuyor: Ben 1993’ün Nisan’ında yönetim baskısı sonucu Özbekistan’ı terk ettim. Daha doğrusu hayatım tehlike altındaydı, İç İşleri Bakanlığından güvenirli kaynaktan uyardılar. Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov benden kurtulmanın yollarını ciddi bir şekilde aradığını söylediler. Ben Nisan 1993’te Özbekistan’ı terk ettim.

Ekranda Şubat 1999’da  Taşkent’te  yaşanan patlama olayı.

M. Markelov: 1999’da Taşkent’te bombalar patladı. Masum insanlar can verdi, hükümet üyelerinden kimse yaralanmadı. Kerimov daha soruşturma başlamadan önce bu olayın arkasında İslamcılar ve Muhammed Salih’in olduğunu açıkladı. Muhammed Salih Özbek yönetimi tarafından terörizm, milli, ırki ve dini ayrımcılık, iktidarı zorla ele geçirmeye teşebbüs ve Cumhurbaşkanı hayatına suikastta bulunmakla suçlanıyor. Interpol’un Özbek şubesi Salih’i kırmızı bültenle aramaya koyuluyor.

Ekranda Muhammed Salih: 1994’te Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel beni Kerimov’la barıştırmak istemişti. Ben razı oldum. Demirel gerçekten de Kerimov’a barış önerisi yapıyor, Kerimov ise ona: "Süleyman Ağa en iyisi Salih’i bize iade edin" diye karşılık veriyor. Süleyman Demirel "iade etsek ne yapacaksın?" diye sorduğunda, Kerimov çok kısa ve net bir şekilde "Öldüreceğim", diye cevap veriyor.

Ekranda M. Markelov, konuşuyor: Yıl 2000, bir Özbek işadamı, İçişleri Bakanlığı eski memurlarından Bahram Muminahunov, pamuk ticaretiyle ilgilenen bir Çeçen grubu ile Moskova’dan Taşkent’e geliyor. Onları davet eden Bahram’la Emniyet birimlerinde birlikte çalışan eski dostları, Özbekistan Milli Güvenlik Hizmeti (KGB) ve Interpol’un Özbekistan Bölümünde "sohbet" ediyorlar. Bahram’la ortak çalışan Çeçen grubu meğer bir zamanlar Ukrayna Başbakanı Lazrenko ile de çalışmış bir gurupmuş. Onlardan birisi Muhammed Salih’i de tanıyormuş. Böylece Özbekistan Gizli Servisi bu grupla görüşmek ister ve Bahram’dan bu görüşmeyi sağlamasını talep eder. Bahram Muminahunov o anda kendisinin nasıl bir tehlikeli oyuna alet olacağını bilmiyor. Her halükarda Bahram Özbek Gizli Servisinin "rica"sını yerine getiriyor.

Ekranda Bahram Muminahunov, Program sunucusu Markelov soru soruyor:

Siz Özbekistan’a getiren arkadaşlar kimlerdi?

Muminahunov cevap veriyor: Bu arkadaşlar Çeçenler, normal insanlardır, Muhammed Salih’i da tanıyorlarmış, kısacası bu arkadaşlar bana dediler ki, "biliyor musun bize, para karşılığında Muhammed Salih’i öldürmemizi teklif ettiler, bu konuda sen ne düşünüyorsun?" Ben "ne diyebilirim ki, karar sizin", dedim onlara. Çeçenler Moskova’ya gittikten sonra beni Özbekistan Gizli Servisi ve içişleri Bakanlığının üst düzey subayları  çağırdılar ve aynen şöyle dediler: "Biliyorsun, problemler var, o (Muhammed Salih) Özbekistan için bir numaralı terörist, Özbekistan’daki patlamaları da o düzenledi, o bir vahabidir, sen Çeçenleri iyi tanıyorsun, sana - Özbekistan vatandaşına, bu görevi veriyoruz, sen bunun üstesinden geleceksin.

Program sunucusu soruyor: Nasıl yani?..

B. Muminahunov:Yani adamı ortadan kaldırmak meselesinde iki taraf arasında aracı olmak, para ve ödeme şekilleri...

Sunucu: Yanlış anlamadıysam, size Çeçenler ve suikastı sipariş edenler arasında vasıtacı olma görevi verildi, değil mi?

B. Muminahunov: Evet, bu arada bir kaç ay geçti, para konusunda anlaşamadılar, Çeçenler 2 milyon talep ettiler, bunlar 600 bin vereceğiz dediler, sonunda 1 milyona anlaştılar sanki, bu miktar benim hususi hesabıma yatırılacak ve onlar.. görevini yerine getirecekti.

Sunucu: Özür dilerim, hesap sizin ve para sizin adınıza yatırılacaktı, burada Moskova’da mı?

B. Muminahunov: Nerede olması önemli değildi. Paranın bizim tarafımızdan, yani Özbekler tarafından ödenme garantisi olması kafi idi.

Sunucu: Siz bu işte Devlet Başkanı Kerimov takımının direkt  menfaatini görüyor musunuz?

B. Muminahunov:

Çünkü İçişleri Bakanı, Milli Güvenlik Servisi hiç biri kendi başına böyle bir teşebbüse kalkışamazdı. Şüphesiz, bu bir direktiftir, onlar bunun gibi teklifi tepeye tavsiye etmeye bile cesaret edemezler. Onlar kendi başına bu gibi meseleleri çözemezler.

Sunucu: Böylece, sipariş kabul ediliyor. Muminahunov da kendisinin nasıl bir maceraya sürüklendiğini anlamaya başlıyor. O korkuyor ve kimden imdat ummak lazım, bilemiyor. Rus Gizli Servisine söylesin mi, ama kimseyi tanımıyor. Muhammed Salih’i da tanımıyor, ne yapsın? Bahram suikasti sipariş eden tarafa Salih’in öldürüldüğünü bildiriyor. Bahran böylece tehlikeli oyundan sıyrılmayı düşünüyor, belki bu zaman içinde yurt dışına çıkıp, başka bir ülkede gizlenmek mümkün olur, diye düşünüyor. Ancak Rusya’dan çıkmak nasip olmuyor, ve Bahram bizim stüdyoya geliyor. Burada tüm bu  fantastik olayı bir bir anlatıyor. Bu arada Çeçenler, Özbekistan Gizli Servisi ve Interpol bölümünden bir miktar para alıyorlar, ama aynı zamanda Muhammed Salih’le bağlanarak, onu bu tehlikeden haberdar ediyorlar.

Ekranda Muhammed Salih. Sunucu Salih’ten soruyor: Siz bir kaç güne kayboldunuz, değil mi?

Muhammed Salih: Çeçenler benden bir kaç güne kaybolmamı rica ettiler... Bu kolay olmadı. Oyunu tüm kurallarına uygun olarak oynamak zorundaydım, gerçeği kimse bilmiyordu, benim kaybolduğuma her kes inanmıştı

Sunucu: Neden bunlar lazım oldu, delil elde etmek için mi?

Salih: Evet, sadece delil elde etmek için. Kerimov’un beni öldürmek isteği çok eskiden beri devam ediyordu...

Ekranda sunucu M. Markelov: Ben Interpol’un Özbek bölümü  siyasi suikast operasyonunu koordine eden teşkilat derlerse hiç inanmazdım. İnanmak mümkün değil, ama inanacaksın çünkü bu bir gerçektir

Şimdi siz iki telefon konuşmasını dinliyeceksiniz, her ikisi de  Interpolun Özbek bölümü Direktörü Mahmut Haitov ve Bahram Muminahunov arasında geçiyor. Bu fevkalede ilginç konuşmanın ilkinde konu - para olacak, yani  sipariş ödemesi. İkinci konuşmada Interpol Direktörü iş adamı Muminahunov’dan Salih’in gerçekten öldüğüne delil istiyor. Konuşmada Interpol Direktörü Haitov bir "DÖKÜMAN"ı dile getiriyor. "DÖKÜMAN" kelimesi altında  CESET düşünülmektedir. Muhalafet lideri Muhammed Salih’in cesedi  tabi.   

Ekranda B. Muminahinov  telefonda konuşuyor:

Muminahuinov: - Onlar para konusunda tatmin olmuyorlar. Onlar takriben  üc yüz elli bin ..

Telefondan Haitov’un sesi: -Evet..

Muminahunov: -Nakit  lazım olacak.

Haitov’un sesi: -Moskova’da, öylemi?..

Muminahunov: - Evet, Moskova’da. Kalan kısmı  hesaba.

Haitov’un sesi: -Tamam, problem değil, sen onları rahatlat, ben şimdi şefe gidiyorum, saat beşte, ben ona.. yani buldular, degil mi?.. demek.. beş yüz bin nakit da verebiliriz.  

Muminahunov: - Beş yüz bin nakit mı?

Haitov’un sesi: -Evet, prensipte bizim için fark etmez..

Muminahunov’un sesi: -Tamam, ben anladım..

Haitov’un sesi: -Dokuman bulundu degil mi?

Muminahunov: -Evet...

Haitov’un sesi: -İyi, bizim için  önemlisi onun bulunması.

Ekranda Muminahunov ve Haitov konuşmasının ikinci bölümü:

Haitov’un sesi: Ben sana DÖKÜMAN derken İNSANDAN bahsediyorum, anlıyor musun?

Muminahunov: -Ben biliyorum...

Haitov’un sesi: -Ben bize bir döküman gelsin demiyorum ki? Olay yerine giderken, görevli memurlar gidiyor değil mi?..

Muminahunov: -Evet...

Haitov’un sesi: -Görevliler şahısın kimliğini tespit ediyorlar, değil mi? Bizde  milisler, onlarda polis.. 

Muminahunov:  -Evet...

Haitov’un sesi: -Eksperden geçiriyorlar. şimdi bu Döküman yattığı yerde ebediyen yatmayacak, ya? Onu.. şimdi.. sahiplerine iade edecekler eninde sonunda, değil mi?.., Yani sahipleri onu kasaya gömsünler diye..."

Ekranda Moskova’daki "Radisson" oteli, otelin muhteşem foyesi, koridorlari..

Sunucu Markelov’un görüntü arkasından sesi geliyor: 

Kerimov’un Moskova seferi öncesi Özbekistan Gizli Servisi ve Interpolun Özbek şubesi şeflerinin Moskova’ya geldiği ve gördüğünüz "Radisson- Slavyanskaya" otelinde kaldıklarını biliyoruz, elimizde tüm kanıtlar mevcut. Bu otelde onlar suikasta "aracı" olan Muminahunov’la görüşerek, para konusunu muhakeme ediyorlar. Para verilmiyor, çünkü Muminahunov da Salih’in gerçekten öldüğünü ispat edemiyor. Ancak Özbek Interpolcuları ağzından muhalefet liderinin ortadan kaldırıldığı hakkında haber çoktan Cumhurbaşkanı Kerimov’un kulağına yetmişti. Arkadaşlar biraz acele etmişlerdi.. Ekranda Muhammed Salih: "İslam Kerimov olayı baştan sona kadar takip ediyordu. Yani bu iş, devlet seviyesinde planlanan bir aksiyondu, her kes en yüksek makamdan Interpol direktörüne kadar oyunun içine çekilmişti. 

Sunucu: Neden Çeçenler size geldi de bu olayı ifşa ettiler, neden siparişi becermediler?

Muhammed Salih: Bu gruptan bana telefon ederek olaydan haberdar eden arkadaş ben 1998 yılında Moskova’ya gittiğimde benim bodygardlarımdan biri idi..

Sunucu: ...Yani bir zamanlar sizi koruyan insanlara sizi öldürme görevini vermişlerdi, öyle mi?

M. Salih: Evet, bu bir tesadüftü.

Ekranda sunucu Mihail Markeloiv: Ben buradan Muhammed Salih’i iyi ya da kötü demek istemiyorum, Salih İslamcımı ya da dünyevi bir şair, aydın bir insan, yada ömrünü Özbekistan’daki iktidar kavgasına adamış biri mi, bunu da tartışmıyorum. Burada konu Özbekistan Gizli servisinin bir siyasi suikast teşebbüsünde bulunduğu konusudur. Kerimov’un çevresindeki beğenmediği insanları yok etme meyillerini ilk defa görmüyoruz. Bir kaç yıl önce Belorusya (Beyaz Rusya) Cumhurbaşkanı bana her kese örnek olmaya değer bir olayı anlatmıştı. Bu bant 4 yıldır benim arşivimde yatıyordu. Böyle bir olayın olduğuna süpheleniyorduk , şimdi şüpheye yer kalmadı.

Ekranda Beyaz Rusya Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukashenko makamında Masrkelov’la mülakat ediyor:

Beyaz Rusya Cumhurbaşkanı:

Kerimov bana bir olayı anlattı, kendisini bir gazeteci tenkid etmiş, hatırlamıyorum, gazeteci Moskovalı galiba. Kısacası bu gazeteci Kerimov’a karşı hücum etmiş, Kerimov, "biz bu gazeteciyi Moskova’da yakaladık ve Taşkent’te gömdük" dedi, öyle işte!!

Ekranda Taşkent sokakları.

Sunucu Markelov: Salih’in öldürülmediği açıklandıktan sonra Özbekistan’da kadro değişimi bağladı. İlk olarak Salih’e karşı suikasti organize edenlerden biri Interpol Direktörü Mahmud Haitov darbe aldı. 10 Mayıs günü onu görevden aldılar. Biz Özbekistan Interpolu’na telefon ettik ve Mahmud Haitov’u sorduk. Bize böyle soyadlı bir şahsin bu teşkilatta tanımadıklarını söylediler. Evet, insan yok, problem de yoktur. Interpol’un eski Direktörü kayboldu, nerede olduğunu kimsecik bilmiyor. Eğer iş böyle devam ederse , Özbekistan Gizli Servisi başkanı ve İçişleri Bakanı da mutlaka ceza alacaktır.

 Biz araştırmaya devam  edeceğiz. Biz  Özbekistan’da, muhalefet lideri Muhammed Salih’le ilgili olaylar nasıl gelişeceğini  dikkatle takip edeceğiz. Sizinle  Markelov beraber oldu, gelecek pazara kadar hoşça kalın.

Bu  iğrenç girişimden iki yıl önce, 1999 yılı Şubat ayında Özbek KGB si tarafından Taşkent’te seri patlamalar olmuş ve bunun arkasında da Muhammed Salih’in olduğunu iddia etmişti.

Bu patlamalar Diktatörün SON RAKİBİ Muhammed Salihi yok etmek  amacıyla rejimin ayarladığı kanlı tuzaktı. Bu patlamalar dünya kamuoyunu gerçekten etkilemiştir. Özbekistan demokratik muhalefetine karşı bir müddet şüphe uyandırmış, özellikle, Muhammed Salih’in ismine gölge düşürmüştür. Ancak ard arda  düzenlenen, sahte tanıklarla donatılmış mahkemelerde Salihin aleyhine  tek bir delil  gösterememişlerdir.

Muhammed Salih diktatör Kerimov’un son rakibi dedik, çünkü  diğer rakipler ya çoktan Kerimov tarafa geçmiştir, ya da mücadele maratonundan yorularak, meydanı terk etmiştir.

Muhammed Salih’in Prag’da tutuklanarak, Pankras hapisanesinde  Özbekistan’a iadesin beklerken, diktatör Kerimov belki hayatında ilk kez büyük sevinç yaşamıştı, Bu onun TV den verdiği duygulu demeçlerinden belli olmuştu.

Diktatörün uhalifi ''Muhammed Salih’ten kurtulma siyaseti''nin uzun, çok uzun tarihi vardır.

1991 yılında Cumhurbaşkanı seçimlerinde Muhammed Salih’in adaylığını koymaması için ona aracı gönderdi ancak Salih adaylıktan çekilmedi ve hile karıştırılan bu seçimde resmi olarak % 12.7 oy almıştır.

 Kerimov seçimlerden sonra ilk olarak muhalefetten, daha doğrusu, seçimlerdeki Rakibinden tamamen kurtulma ihtiyacı hissetti. Çünkü seçimler demokratik kurallar çerçevesinde geçseydi muhalefet, seçmenlerinin ekser oylarını alarak, seçimleri kazanacağı belliydi. O yüzden Kerimov ilk tedbir olarak ERK partisinin dinamosu üniversite gençlerinin siyasi alanın dışına atılmasını  amaçladı.

Seçimlerden 18 gün sonra, 1992 yılı 16 Ocak tarihinde, Talebeler Uydu  kenti öğrencilerin kanına boyandı, KGB provokatörlüğü sonucu meydana çıkan gençler rejim tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. İki genç öğrenci açılan ateş sonucu hayatını kaybetti, onlarca talebe yaralandı. Bu rejimin, seçimlerde Muhammed Salih’i kollayan halkı korkutarak, onları siyasetten bezdirme amacı ile yapılan ilk hamlesi idi. Bu olaya halk tarafından gösterilen reaksiyon o kadar korkunç olmadı. Kerimov daha da serbest davranmaya başladı. Bir süre içinde ERK partisinin gazete baskısı üç vilâyette durduruldu, bir kaç ERK üyesi uydurma suçlamalarla mahkûm edildi. Ancak bu “tedbirler” muhalefeti zayıflatamadı, 1992 yılı Mart ayında ERK Partisi ülkenin tüm muhalif guruplarını bir araya toplayarak, birleştirdi ve bu birliğe “Özbekistan Demokratik Güçleri Forumu” ismi verildi.

Hükümet bu olay karşısında paniğe kapıldı ve taktik değiştirdi. Cumhurbaşkanı Kerimov Muhammed Salih’i saraya çağırarak, ona hükümete girmeyi ve istediği makamı almayı teklif etti, hatta yalvardı. Ama Salih bu teklifi ret etti, Kerimov’dan ülke menfaatleri yolunda muhalefet ile birlikte çalışmayı ve muhalefetin haklarının tanınmasını talep etti. Kerimov bir kez daha yanıldığını hissetmişti. Karşısındaki adam komünist değildi, tanıdığı insanlar taifesinden değildi. Yüksek mevki ve koltuk ile satın alınamayan insanların hâlâ Sovyetler Birliğinde yaşadığına Kerimov inanmıyordu, ama  böyle biri varmış ve  bu kimse onun rakibi idi.

Bu olaydan sonra Kerimov rakibinden kurtulmanın iki yolunu göz önüne getirdiği şüphesizdir. Onu cismen yok etmek ya da yurttan sürgün etmek. Ki sesi uzaklarda kesilsin.. İkinci yolu seçti. Salih ve onun taraftarlarına karşı yasal yönetime alternatif “Millî Meclis” kuracaklar, diye uyduruk bir suçla sahte bir dâvâ açtı. Bu “Milli Meclis”in ne olduğunu bilmeyen Muhammed Salih’e “Anayasa rejimini yıkma teşebbüsü” bir suçu isnat ediliyordu. Hükümet, önce Salih’i Parlamentodan tamamen izole etmeye karar kıldı. 1992 yılı 2 Temmuz tarihinde yapılan parlamento oturumunda Salih’e söz hakkı tanınmadı. Bu duruma ve de hükümetin tekel siyasetine karşı çıkarak, Salih Parlamentodan istifa etti. Bu hadise Kerimov’u sevince boğdu.

Bu rakibinden kurtulma sevinci idi. Milletvekili dokunulmazlığından mahrum kalan bu muhalefetçinin yok edilmesi artık kolaylaşmıştı.

1992 yılı sonu ve 1993 yılı başları arasında Salih ve onun ailesi sıkı takip altına alındı. Kendisi “Millî meclis” dosyasına dayanılarak açık sorguya çağırılmış, psikolojik baskı gün geçtikçe arttırılmıştı. Bu arada merkezî ERK gazetesinin baskısı durdurulmuş. Gazete redaktörü İbrahim Hakkul’a karşı ise sahte suçlarla dâvâ açılmıştı. Parti Sekreteri Profesör Atanazar Arif, yine o “Meclis” tarafından hapse, daha doğrusu İçişleri Bakanlığı bodrumuna atılmıştı. Birlikçi Hazretkul Hudayberdi de bu konu yüzünden aynı bodruma kapatılmıştı. 1993 yılı baharında Muhammed Salih tutuklandı.

O da aynı şekilde İçişleri Bakanlığı bodrumunda üç gün tutsak edilmiş, dünya kamuoyu baskısı sonucu serbest bırakılmıştı. Bu takip ve tazyiklerin Salih’i, Özbekistan’ı terk etmeye mecbur etmek için uygulanan taktikler sonucu Dostların da ısrarları üzerine Salih Özbekistan’dan çıktı. Hükümet sonunda rahat bir nefes aldı. Salih’ten tamamen kurtulmanın yolu işte şimdi gözüktü diye düşünüldü. Hızla harekete geçildi. ERK içinden iki üye profesör bulundu, onlara hükümette yüksek mevkiler teklif edildi. Karşılığı olarak ise ERK’in kurultayı yapılacak ve Salih başkanlıktan uzaklaştırılacaktı.

İki profesör iki ay boyunca Özbekistan’ı gezerek ERK üyelerine Salih’i partiden uzaklaştırmanın, partinin kurtulması için şart olduğuna inandırma propagandası yürüttüler. Aynı zamanda hükümet ERK üyesi Safar Bekjon’nı hapse atarak, onu “tarihi antik para” çalma, parayı da Muhammed Salih’e verdiği sahte suçunu isnat etti. Bu tedbir, kurultaydan önce ERK başkanının ismini lekeleme amacı ile alınmıştı. 1993 yılı 25 Eylül tarihinde parti kurultayı gerçekleşti. Kurultay sürgünde bulunan liderine ihanet etmedi. Bu mağlubiyet hükümeti çıldırttı.

ERK’e karşı açık baskıları arttı. Kurultayda aktif olmuş olan ERK milletvekilleri İmam Ali Fayziyev ve Nasrullah Saidovlar’a sahte suçlar isnat edilerek dâvâlar açıldı, Fayziyev hapse atıldı. Bir başka faal üye olan Eleman Shukurov hapiste dövülerek öldürüldü. Kurultayda partinin başkatibi olarak seçilen Samed Murad dövülerek başı yarıldı ve sakatlandı vb. Kurultaydan sonra hükümet Muhammed Salih’i yurttan çıkarıp atsa da ondan kurtulamayacağını ilk defa hissetti. Hükümet, Muhammed Salih’e destek veren halkı kendi taraflarına almadan, onun hafızasından Salih ismini tamamen silip atmadan muhalif belasından kurtulamayacağını anlamıştı.

Muhammed Salih’i halkın gözünden düşürmek, onu basit bir suçlu olarak göstermek gerekli idi. Ve hükümet işte o “tarihî para” senaryosunun devam etmesi gerektiğine karar verdi. Ve kendi gazetelerinde Salih’e karşı büyük bir karalama kampanyası başlatıldı. Bu kampanya, 7 yıldır hiç durmadan devam etmekte. Bu kampanya bazen öyle bir raddeye gelebiliyor ki, bu olayı gözlemleyen Rus aydınları, mesela Helsinki Komitesi Başkanı Luydmila Alekseyeva, bu olayı Saharov ve Soljenitsin’i karalama kampanyaları ile mukayese etmişti. Buna rağmen Cumhurbaşkanı Kerimov kendi muhalifinden hâlâ kurtulamadı

Neyse, fazla ileri gitmeden, bu “kurtuluş mücadelesi”nin kronolojik sırasına dönelim. 1993 yılının sonu ve 1994 yılının başında ERK partisinin neşirleri -kitap, broşürler ve ERK gazetesi- yurtdışında basılarak Özbekistan’da dağıtılmaya başlandı. Bu Kerimov’u hırslandırdı. O 1994 yılı Ocak ayında İsviçre’deki Davos şehrinde gerçekleşen liderler zirvesinde Türkiye Cumhurbaşkanı Demirel’den Muhammed Salih’i Özbekistan’a iadesi talebinde bulundu. Demirel’in “O sana niçin lazım?” sorusuna; sade Özbeğin Cumhurbaşkanı “öldüreceğim” dedi. Hayrete düşen Türk Cumhurbaşkanı “İslam, bu sözü sen söylememiş, bende duymamış olayım” diyerek kurtulmuştu.

Ve aynı gün kutlanmakta olan Kerimov’un doğum günü kutlamasına katılmamıştı. Demek, 1994 yılı geldiğinde, muhaliften kurtulmak için Kerimov en radikal üsluplara dahi başvurmaya hazır durumdaydı. 1994 yılı Haziran ayında Türkiye’den Özbekistan’a ERK gazetesini götüren eski milletvekili Murad Corayevin başında bulunduğu ERK taraftarı bir grup tutuklandı. Gruba mensup 6 kişi “devleti yıkmaya teşebbüs” suçundan ağır hapis cezasına çarptırıldı. Bu dâvânın görülmesi sırasında da yine Muhammed Salih esas suçlular arasında yerini alarak “Devlet suçlusu” olarak ilân edildi. Ancak ERK propagandası devam etti. 1995 yılında, Türkiye’den gazete nakli yapan bir sonraki grup tutuklandı.

Bu grubun üyelerine televizyon aracılığıyla “Muhammed Salih’in Özbekistan’da tekrar devleti yıkmak amacı ile İstanbul’da Özbek gençlerinin hazırladığı...” gibi safsata söyletildi.

1995 yılından itibaren Muhammed Salih’i hükümet gazeteleri açıkça “vatan haini” olarak anmaya başlamıştı. 1994 yılı Haziran ayının sonlarında Kerimov Türkiye’ye geldi. Siyasî ve iktisadî meseleler arasında tekrar “Muhalif” meselesi gündemin birinci sırasına yerleşti. Bu olay münasebeti ile Türk basını ilk defa Özbek muhalefeti hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin özel televizyon kanalı “STAR”ın yorumcusu Engin Ardıç Kerimov gibi diktatörlere baş eğen Türk hükümetini sert bir şekilde eleştirmişti. Ancak basın hükümet siyasetini pek etkileyememişti galiba. Cumhurbaşkanı Demirel “Muhammed Salih’i kırmadan Türkiye’den çıkarılması” için devlet memurlarına emir vermişti. Ve Salih hiç “kırılmadan” Almanya’ya gitti.

Kerimov, Almanya’dan Salih’in Özbekistan’a iadesini isteme cesaretinde bulunamadı. Fakat Alman Parlamentosundaki konuşmasında, “Özbek ve Alman dostluğu kadimdir. Benim dedem Emir Timur Avrupa’yı Türk istilasından kurtarmıştı” demeyi de unutmamıştı. Ancak böyle popülistik laflarla safdil Türkleri aldatılabilirdi ancak. Bunu Kerimov daha sonra daha iyi anlamıştı. 1996 yılında Türkiye’de hükümet değişti. Bu yeni iktidar Salih’in Türkiye’ye tekrar dönmesine bir tepki göstermedi. Ancak Salih Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin bozulmasına sebep olmaktan endişe ederek, bu ülkede açık siyasî faaliyette bulunmadı. Salih 1997 yılı Kasım ayına kadar İstanbul’da illegal hayat yaşadı. Kerimov’un Kasım ayında Türkiye’ye ziyaretini gerçekleştirmeden önce Türk hükümetini ‘Muhalifin yine İstanbul’da yaşamakta olduğunu kaba ve gayri diplomatik bir dil ile uyardı.

Türk Dışişleri Bakanlığı Salih’i ikinci defa memleketten çıkarmaya mecbur kalmıştı. Muhalif lider bu kez Bulgaristan’a gönderildi. Bu sürgün çok sürmedi, muhalif kısa zamanda tekrar gizli olarak Türkiye’ye giriş yaptı. Ama bu haberde Kerimov’un kulağına hemen gitmekte geç kalmamıştı. Kerimov tekrar Türk devletini Özbek rejimi muhalifine yardım etmekle suçladı ve Türk hükümeti bu sefer Salih’i “kırmamaya” dahi çalışmadan, havalimanına götürerek yurtdışı etmeye mecbur kalmışlardı.

 M. Salihin eserlerini Türkiye Türkçe’sine çeviren Doç. Dr Şuayp Karakaş şöyle yazıyor: ‘’Muhammed Salih’i o Sovyet sosyalist düzeninde kendi kendini yetiştirmiş, Türkiye’yi görmüş, Avrupa ve Amerika’yı tanımış, İslâm dünyasını incelemiş, entelektüel tarafı çok güçlü olan, sadece Özbekistan’ın değil, bütün Türkistan’ın, Türk dünyasının geleceği üzerinde düşünen ve fikir üreten bir  liderdir.

 Türk dünyası için “Türk kuşağı” adını verdiği projenin sahibi olan tek liderdir. Bu bakımdan Ziya Gökalp’ten sonra, dünya Türklüğünün geleceğine dair sağlam temellere dayanan programın sahibi bir fikir adamıdır.

Muhammed Salih, her şeyden önce ülkesi Özbekistan’ı, bugün insanlığın yüz karası hâline gelmiş olan derebeylik idaresinden kurtarmak isteyen bir insandır. Ülkesinde kendisinden, adını bile anmak yasak olduğu için gizliden gizliye “o adam” diye bahsedilen, efsane hâline gelmiş bir  liderdir.

Genç, zihin ve beden melekelerini kaybetmemiş sağlıklı bir lider. Sigara, içki ve ya kumar gibi hiçbir bağımlılığı bulunmayan bir lider. Kendisine güvenenleri hayal kırıklığına uğratmayacak kadar sabır, tahammül, sorumluluk ve irade sahibi gerçek bir lider gibi bir lider. İslâm Kerimov kendisine muhalefetten vaz geçip yanında yer alması karşılığında başbakanlığı dahi teklif ettiği hâlde, hürriyet davasından asla vaz geçmeyen idealist  milliyetçidir, hürriyetçidir, adaletçidir, demokrattır. Bu özellikleri sebebiyle sadece Türk dünyasında değil,  Deli Dumrul anlayışının hükümran olduğu bütün dünyada, özlemi çekilen bir siyaset ve fikir adamıdır’’....

Salih  ‘Türk medeniyeti gayeleri ve özgür Türkistan’ hayali ile yetişmiş bir insandı. Ailesini  Türkçe konuşmayı, Türkçe düşünmeyi öğrensin, diye Türkiye’ye getirmişti. Türk Dışişleri Bakanlığı bu garip tutkudan habersiz olduğundan Salih’i üçüncü kez (bu sefer Romanya’ya) çıkarttı. Çıkartılırken de Salih’in bir daha Türkiye’ye geri dönmemesi istendi. Kerimov’a  Türkiye gibi müsamaha gösteren başka bir ülke yoktu. Bunun karşılığında  Kerimov’dan  hep ihanet gören Türkiye’den başka ülke de yoktu.

 1999 yılı Şubat patlamaları. Bu provokasyon ''Rakipten kurtuluş” programı çerçevesinde yapılan  en iğrenç hareketti. Bunun muhalefete karşı kullanılmak üzere yapıldığı patlamalardan hemen sonra, ertesi gün, açıkça malum oldu. Salih daha resmen suçlu olarak ilân edilmeden, onun kardeşi Abdureşid Beğcan, iki gün sonra ise ikinci kardeşi Kamil Beğcan tutuklandılar. İlginci, patlamalar gerçekleşmeden bir hafta öncesi Salih’in tüm akrabalarının KGB tarafından yakın takibe alınması idi. Bunun anlamı patlamalar meydana geldiği gün KGB tarafından tayin olunan, müstakbel suçluları da göz altına alınmıştı. Suçlu belli, hatta suçu da belli olduğu gibi, yazıya da dökülmüştü. Geriye yapılması gereken tek şey  mahkemeydi.

Mahkemeden önce Salih’i bu cinayetleri işlemekle suçlayan uzun uzun makaleler yazıldı. Mahalle, okul ve fabrikalarda toplantılar yapılarak Muhammed Salih’in ne kadar vahşi bir katil olduğu anlatıldı. Okullarda çocuklara şanlı Özbek polisi tarafından yakalanarak adil yargıya iade edilişini tasvir eden resimler çizdirildi. Bu konuda kompozisyonlar yazdırıldı. Son olarak mahkeme gerçekleşti. Salih’i hayatında görmediği sahte şahitler suçladı ve karalama konusunda destek verdiler. Ve tabiî ki beklendiği gibi Salih bütün bu patlamaları organizatörü olarak suçlu bulundu.

Özbek basını bu olayı ‘geniş çapta  dünyaya duyurmaya devam etti. Kabul etmek gerekir ki bu total propaganda bayağı tesirli oldu. Bilhassa, ERK Partisi ve onun liderini iyi tanımayan siyasî çevrelerde Özbek muhalefetine karşı, yukarıda da değindiğimiz gibi, suizan oluştu. Ancak hakikat eğilir ama kırılmazmış. ERK’e şüphe ile bakanlar şunu gördüler; radikalizmin kaynağı ERK değil, Kerimov’un rejimi imiş. Onun baskıcı siyaseti sonucunda  Özbekistan da hakîki radikal güçler yalnız  Özbekistan değil, belki de tüm Orta Asya istikrarını  tehlike altında sokmuştur.

 

Milliyetçi Hareket Partisi  lideri Alpaslan Türkeş’in

ilginç teşebbüsü

Bu ilginç olayı çoğu insan bilmiyor, burada söylemekte yarar görüyorum: Alparslan Türkeş Muhammed Salihi Kerimov'la barıştırmak istiyor ve bu konuda yazdığı 18.07.1996 tarihli mektubu, Kerimov’a göndermeden önce, aynı gün Muhammed Salih’e postalıyor, görüşünü istiyor. O da mektuptan bir bölümünün çıkartılması şartıyla muvafakatini bildiriyor. Bu isteğe göre son şekli verilmiş olan mektubun 4 Ağustos 1996'da Özbekistan Büyükelçiliği kanalıyla Kerimov'a gönderiyor. Mektup özetle söyle:

"- Özbekistan ERK Partisi Genel Başkanı Sayın Muhammed Salih birkaç yıldan beri yurt dışında bulunmaktadır. Kendisi ile Türkiye’de ve Avrupa’da üç defa görüştüm. Evvela Zat-i alinizle Muhammed Salih arasında ne geçtiğini bilmiyorum. Fakat Zat'ınıza karşı daima hürmetkar bir lisan kullanmaktadır.

Büyük insanlar büyük ruhludurlar. Kendilerine karşı işlenen kusurları affederler. Özbekistan halkı için birlik ve beraberliğin önemli olduğunu takdir buyurursunuz. Lütfederek Muhammed Salih Beye dostluk elini uzatmanızı istirham ederim. Onun size yazmış olduğu bir mektubu ben ekli olarak Zat-i alinize takdim ediyorum. (Ancak, Türkeş Muhammed Salih’in bu mektubunu``uzlaşma ruhu zayıf`` diye Karimov’a göndermiyor). Lütufkar cevabinizi bekliyorum. Şahsen kendim Zat-i alinize derin hürmetlerimi ve selamlarımı sunuyorum."

Kerimov’un üç buçuk ay sonra buna verdiği uzun cevabin konuyu ilgilendiren kısmı da şöyle:

"...Daha çok kısa olan bağımsızlığımız süresince çok zor bir yolu kat'etmiş bulunuyoruz. Öyle insanlar oldu ki, bazıları bizim seçtiğimiz yol için savaştılar; bazıları bize güvenmediler; bazıları hata yaptılar; ama biz onların hiçbirini halkımızın düşmanı yerine koymuyoruz. Onlar kendi hatalarını anladıklarında hiç kimse onların Özbekistan’ın geleceği için çalışmasına mani olamayacaktır. Sayın Muhammet Salih konusunda ise o da diğerleri gibi aynı yolu izleyebilir. Ama bunun için önceden şartlar koşmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Her şey şartlar ve Devlette yüksek mertebeye sahip olma konusundaki davalar olmadan gerçekleşmelidir. Sayın Alpaslan Türkeş, her şeyin Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve mevzuatlarına göre olması gerektiğini siz de çok iyi biliyorsunuz."

Altında kendi imzası olan bu satırlardan anlaşılmaktadır ki Kerimov, bu siyasi rakibinden kurtulmaktan başka bir şey düşünmemektedir...

 

Prag serüveni

Muhammed Salih 28 Kasımda Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag hava alanında pasaport kontrolünden geçerken, tutuklandı. Salih büyük gün öncesi Brüksel’de Internatıonal Crısıs Groop toplantısına katılmış ve Avrupa Parlamentosu Orta Asya komisyonunda Özbekistan hakkında brifing vermişti. Ertesi günü Amsterdam - Prag  uçağıyla Radıo Free Euvrope ve Radıo Lıberty (RFE\RL) davetlisi olarak Praga gelmişti.

Bu olay Özbekistan rejimini o kadar sevindirdi, ki  Özbek TV Taşkent sokaklarında insanları durdurarak ''vatan hainlerine nasıl bir ceza reva göreceklerini'' sormağa başladı bile. Devlet Başkanı Kerimov’un eline  büyük imkan geçmişti. Yeter ki Çekler  işleri fazla uzatmadan, mahkumu biran önce Taşkent’e postalasın. Bu insan hakları teşkilatlarının protesto feryatları yükselmeden  gerçekleşmesi lazım. Bu iş başarılı sonuçlanırsa,  Muhammed Sali’i yok etmek için milyonlarca dolar harcamağa lüzum kalmayacaktı. Geçen 2001 yılında Kerimov rakibi Salih’in öldürülmesi için bir Çeçen grubunu kiralamış, suikast parasını da Başkanı Kerimov’un işbirlikçisi, Özbek mafyasının babalarından biri ödemişti. Sadece ilahi tesadüf, Salih ölümden kurtulmuştu. Şimdi Salih kendisi tuzağa duştu. Kerimov sevincinden uçuyordu.

Muhalif lideri tutuklayan Çek polisleri Salih’in Özbekistan devleti tarafından arandığını ve anlaşmaya göre onun Özbekistan’a iade edileceğini bildirdiler. Böylece, Muhammed Salih’in hayatı gerçek bir tehlike altında kalmıştı.

Muhammed Salih bu vazıyeti biraz kaygıyla şöyle ifade ediyor: Prag Ruzıne havaalanı pasaport kontrolündeki polis bilgisayarında adımın kırmızı fonda çıkığını göz ucuyla ben de gördüm ve kendime ''menzile ulaştın'', dedim. Neden buraya kadar Çek Cumhuriyetinde tutuklanabileceğimi hiç düşünmedim,diye düşündüm. Şuuraltında Çek Cumhuriyeti artık bir Avrupa devleti, orada Özbekistan’ın sözü geçmez, tutuklanma söz konusu olamaz, gibi bir fikir yatıyordu. Sadece ben de değil,  bizim evdekilerde de, hatta  beni Amsterdam  havaalanına götüren  Mehmet Tütüncü’de de böyle bir endişe yoktu''.

Sonradan ben Muhammed Salih’in avukatı Kohoutava ile konuştuğumda bazı şeyleri anlamaya başladım. Ben öyle zannediyorum, Muhammed Salih’i tutuklayan Çek İnterpolü memurları  kendi ülkesinin siyasi mülteciler statüsü konusundaki 1951 yıl Cenevre Anlaşmasına üye olduğunu ve Anlaşmaya göre Muhammed Salih’i tutuklamaya haklarının olmadığını bilmiyorlardı. Çünkü  Salih’in pasaportu bu Anlaşma gereği BMT tarafından onaylanan ve Norveç devletince verilen bir pasaporttu. Bu inceliği sonradan kavrayan Çek Interpol 3 gün devamında bir açıklama yapamadı, yaptığı açıklamada ise ''Salih bu pasaport la sadece Schengen devletleri sınırlarında serbest dolaşabilir'', diye daha da anlamsız beyanatta bulundular. Böylece, olayda sadece Salih değil, Çek makamları da zor durumda kalmıştı. Ama kendilerinin yanılmadıklarını kanıtlamak için, biz Interpol’la Uluslararası anlaşma gereği Salihi tutuklamak zorundaydık, dediler sonunda. Tabi, bunların hepsi olay dünya kamuoyuna  iyice yansıdıktan sonra oluyordu. Yoksa ilk aşamada Muhammed Salih’in hayatı  belli ölçüde tehlike altında kalmıştı. Muhammed Salih tutuklandığı birinci günü şöyle tasvir ediyor: Bana ''siz tutuklandınız!'' diye resmi açıklama yapan polis subayı formları doldururken, birden bire ''Özbekistan şimdi nerede, ayrı bir devlet mi  ya da Rusya Federasyonu içindemi?'', demez mi.   Ben kendime: bu kafa sahipleri seni elbette Özbekistan’a gönderecekler, dedim. Ama konuşmadım, çünkü faydasızdı, ben onlar için bir ''terörist'' idim. O subay senin avukatın bu hanım olacak, diye bir tanışını gösterdi. Ben ''tamam'' dedim, başka yol yoktu,  ancak böylece, avukat aracılığıyla, dışarıya haber yollayabilirdim.''

Biz haberi aldık. Avukat Kohoutova’nın verdiği ilk mesaj biraz korkutucuydu. ”Özbekistan suç dosyalarını 40 gün içinde göndermezse Salih serbest bırakılacak, gönderirse, hemen incelenip tutuklu Özbekistan’a iade edilecektir, bu gibi şeyler bizde fazla uzun sürmez“. Özbekistan’ın suç dosyalarını yollamayı 40 gün değil, 4 güne bile bırakmayacağını her kes biliyordu. Aynen öyle oldu,  Taşkent Salih’in ''suç dosyaları''nı  2  gün içinde Prag a ulaştırdı. Çek İç İşler Bakanlığı  memurları Özbekistan tarafının hiç beklenmeyen yoğun baskısını görüp, neye uğradığına şaşırdılar. O anda  Muhammed  Salih’in ''sıradan bir terörist'' olmadıklarını  düşündükleri kesin. 

Muhammed Salih’in tutuklandığı haberi Taşkent’te bayram havası estirdi, Özbekistan TV kanalları Taşkent sokaklarından röportaj yapmaya başladı, TV nin seçtiği ''halk''  vatan hainlerini onlar layık olan cezayla cezalandırmaları gerekeceğini vurgulamaya başladı. Bu konuda www.uzbekıstanerk.org sayfasında haber yayınlandı. Tabi, kaç yıldır arkasından koşturup yakalamadığı rakibi bir tesadüf tuzağına düşmüş ve büyük ihtimalle yakında kafeste Taşkent’e yollanacaktı. Bu arzu Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov’un uykusunu kaçırmıştı.

3 Aralık ta basın mensuplarının önüne çıkan Kerimov rakibi Muhammed Salih’i iadesini beklediklerini bildirdi ve Salihi Özbekistan İslami Harekatının lideri diye atadı. Buna kimse bir söz demedi, Kerimov’un bu gibi açıkça saçmalıklarına  gazeteciler artık alışmışlardı.

Aynı günlerde bana da bir telefon geldi, yönettiğim Türkistan Newsletter bülten faaliyetinden rahatsız olan bir sesi duydum. Bu sesi aslında tanıyordum. Bu sesin sahibi bir zamanlar Muhammed Salih’in sanki destekçisiydi, Türkistan’da  demokrasi taraftarı  nikabı altında kendi işlerini görüyordu. Ama Kerimov’un parası galip geldi, şimdi Muhammed Salih’i Kerimov’a jurnalleyerek ekmek kazanıyor. Bu tip bana ''ABD’nin Salihi Kerimov’a çoktan hediye ettiğini, Newsletter’in boşuna uğraştığını'' bildirdi. Ben de ona gereken cevabı verdim.

Prag olayı ilginç bir biçimde Özbekistan ve onun etrafındaki sadece kişisel değil, siyasi ''malzemenin'' de ne olduğunu ortaya çıkardı. Bazı devletler ilk aşamada Salih olayını görmezlikten geldikleri ve kendi kuruluşlarına olayı fazla abartmama konusunda tavsiyede bulunduklarını biliyoruz. Henüz Salih’in kaderi belirsiz olan dönemde (3 Aralığa kadar) Pankras hapishanesindeki tutuklunun durumuyla ilgilenen Büyükelçilikler (Norveç Büyükelçisi hariç) hemen hemen yoktu. Fakat olay basın aracılığıyla dünya kamuoyunun ilgisini çektikten sonra durum değişti tabi.

Medya  merkezleri de  olaya  farklı  reaksiyon göstermiştir. ADD basını ilk günden Salih’i bir demokrasi savaşçısı ve Kerimov rejiminin en ciddi muhaliflerinden biri olduğunu  bildiren mesajlar yayınlamaya başladı. Rus medyası, beklendiği gibi, Kerimov yanlısı bir pozisyon sergiledi ve Muhammed Salih hakkında yanıltıcı bilgi içeren haberler yayımlamağa devam etti. Alman basını olayı o kadar geniş olmazsa da herhalde kamuoyuna yansıttı. Hatta gazetelerden biri Muhammad Salih’in hapishaneden yazdığı mektubu tam metin yayımladı. Bu arada Türk medyasının takındığı tutum nasıldı? Resmi Ajans olan Anadolu Ajansı baştan sona kadar Özbekistan rejiminin sunduğu bilgiler temelinde bir yayın yaptı: kısa ve meçhul haberler. Ancak Türkiye’de tanınan Taha Akyol, Cengiz Çandar, Altemur Kılıç, Ahmet Arslan, Rahim Er, ... gibi yazarlar Özbekistan demokrasisine güçlü bir şekilde destek vermişlerdir, bunu buradan gururla belirtmek isterim.

Muhammed Salih’i Prag a davet eden Radio Free Europe kuruluşunun da Salihe kayıtsız şartsız destek verdiğini önemle vurgulamak isteriz. Biz  bu Radıo aracılığıyla  olayı saati saatine takip etmek imkanını bulduk. 

Özbekistan rejimini tanıyanlar için Salihin iadesi onun ölümünden başka şeyi ifade edemezdi. Salih tutuklandığı gün akşamı Amnesty Internatıonal ve Human Rıghts Watch  teşkilatlarının ''çok acil'' rumuzlu beyanatları bu kritik durumdan  dünyayı  uyardı. Merkezi Londra’da olan Pen Club  ve  Moskova yazarları derhal harekete geçti. International Crisis Group ve Avrupa Parlamentosu komisyon başkanı Bart Staes basın bildirisi yayınlayarak, Salih’in serbest bırakılmasını talep  ettiler.  Batı basını olayı geniş bir şekilde yorumlamaya başladı.

 

Salih  bir demokrattır

Norveç’in bir numaralı gazetesi Aften Posten tam sayfa yayınladığı makalede şu cümleler yer veriyordu: ''Salih vatanında en meşhur politikacıydı, bugün de öyle, Kerimov Salih’in bu popülaritesini kırmak için onu ''dinci'  göstermeye çalışıyor. Kerimov  rakibi Salih’i fiziki yok etme emrini bizzat  vermiştir'' (Uzbekısk opposısjoner arrestet i Tsjekkia, Aften Posten, 30.11.01).

Salih’i davet eden  Özgür Avrupa Radyosunun siyasi yorumcusu Bruce Pannier ise şu değerlendirmeye yapıyor: ''Salih 1991 Devlet Başkanlığı seçimlerini kaybetti, ama aldığı yüzde 12’lik oy bile hile karıştırılan bir seçimde takdire şayan (remarkable) bir göstergedir" (RFE\RL, 4.12.01).

ABD George Mason Üniversitesinin  Professoru Mark N. Katz şöyle yazıyor: ''Ben Muhammad Salih’le görüşmüşüm, o İslam fundamentalisti değil, o bir demokrattır. 1999 yılında  Kerimov’a karşı Başkanlık seçimlerinde  yüzde sekizlik (bu yanlış, resmi açıklamaya göre oy oranı %12.7 ) bir oy almış. Ancak gözlemcilerin tahminine göre Salih oyların çoğunluğunu almıştır. Salih henüz Taşkent’te iken, bana Kerimov’un demokratik muhalefeti Batı nezdinde yıpratmak için onu ''İslam fundamentalisti'' sıfatında gösterebileceği  hakkında bahsetmişti, aynen onun dediği oldu. (The Moscow Times, Russıa\CIS\Eastern Europe, 3.12.01)

New York Times' in Prag muhabiri Peter Green ''Prag hapishanesinin sesi - Özbek Şairi'' makalesini  şu satırlar la başlıyor: ''Çoğunluk tarafından halkının büyük şairi olarak tanınan bu insan yamalı, yıpranan purpur renkli hapishane elbisesi ile, kırık masa arkasında oturuyordu. Onun suçu: eski Komünist ülkesi olan tek partili yönetime muhalefet. Onun kaderi: yazar Vaclav Havel’in bir zamanlar oturduğu hücrede oturmak.''(New York Tımes, 9.12.01)

Los Angeles Times (7.12.01) yazarı Robyn Dixson ise şu değerlendirmede bulundu: 'Otoriter Kerimov en güçlü muhalifi  Muhammed Salih’i Çek Cumhuriyetinden iadesini istedi. Ancak  gözlemciler bu hareketin  siyasi amaçlı olduğunu söylediler''   

Radio Free Europe ve Radio Lıberty Başkanı Thomas Dine Çek Cumhuriyeti Prag şehri savcısına yazdığı ve yayınladığı açık mektupta şu  cümlelere yer verdi:

''Muhammed Salih dünyada tanınan insan hakları savaşçısı ve Özbekistan’da  siyasi itibar sahibidir. Sayın Salih radyomuz tarafından davet edilmiştir. Biz Muhammed Salih’i vatanında insan hakları, demokrasiyi savunan  namuslu, şerefli ve cesur bir insan olarak tanıyoruz. Onun biran önce hapisten çıkmasını temenni  ediyoruz'' (RFÈ\RL, 05.12.01).

 

Norveç hükümetinin  Israrı

Muhammed Salih tutuklandıktan 2 gün sonra Norveç Dışişleri bakanı Çek Dışişleri bakanıyla görüşerek, Salih’in Norveç’e verilmesini talep ediyor, Norveç TV kanalları Salihin demokrat bir lider olduğuna dair bilgiler içeren tanıtım  yayını yapıyor, fakat Çek makamları Salih’i 30 Kasım da mahkemeye çıkararak, tutukluluk süresini 40 güne uzatma kararı alıyor. Salih’in serbest bırakılmasını uman Norveç hükümeti sertleşiyor ve Çek Dışişleri Bakanlığına resmi  nota veriyor.

Norveç 40 günlük süreyi beklemeden, mahkeme noktasına  gelmeden Salih’i kurtarmayı amaçlıyor ve bunu yapacağından emin gözüküyor. Avrupa Birliğine en yakın adaylardan olan Çek Cumhuriyetinin Norveç gibi siyasi alanda etkili bir ülkenin desteğini kaybetmeği göze alamayacağını düşünüyor. Fakat Çekler inatçı çıktı, Salih’i Norveç’in notasına rağmen serbest bırakmadılar. Aynı o günler Norveç’in Prag Büyükelçisi Pankras  hapishanesinin kapısını aralıyor ve Muhammed Salih’le görüşerek, ona moral veriyor. Uzun sohbette ülkesinin Salih’i mahkemeye çıkarmadan kurtarmak istediğini belirtiyor. Bu uğraşları için teşekkür eden tutuklu (Salih)  Mahkemenin zaruri olduğunu bildiriyor. Mahkemeyi iptal ederlerse, buna karşı olacağını, hapishaneden Mahkeme gününe dek  çıkmayacağını açıklıyor. Durumdan şaşkına dönen Büyükelçi nedenini sorduğunda Muhammed Salih ''Mahkeme Kerimov’un  bana karşı suçlamaların bir töhmet olduğunu ortaya çıkaracak bir şans, bundan yararlanmak için hapishanede ne kadar kalmak gerekirse o kadar kalacağım'', diye cevap veriyor. Bu sohbet  özetini Azatlık radyosu derhal  duyuruyor.

Böylece dünya kamuoyunun olaya tepkisi  her saat yükselerek,  Çek Cumhurbaşkanı sarayına internet postaları, fax-telefonları protesto mektubu ve müracaatlarından kilitlenmişti bile. Cumhurbaşkanı Vaclav Havel üç defa TV de Salihin suçsuz olduğundan emin olduğunu ve onun hapisten biran önce kurtulması için elinden geldiğini yapacağını açıkladı.

O günlerde Amerika’dan gelen bir telefonda ''ABD’nin Salih’i  Kerimov’a çoktan hediye ettiğini, ve Türkistan Newsletterin boşuna uğraştığını'' bildirmişti. Aynı anda Özbekistan TV kanalları  ''halk düşmanının nihayet yakalandığını ve yakında adalet önüne çıkacağından'' müjdeler veriyordu.

Amerika Birleşik Devletlerinin Özbekistan yönetimiyle teröre karşı mücadele alanında işbirliğinin Salih olayının Kerimov lehine  sonuçlanacağını edenlerde oldu. Hatta Muhammed Salih serbest bırakıldığı gün yaptığı basın toplantısında bazı gazeteciler bu konuyu açıkça dile getirdiler. Ancak Muhammed Salih kendisine yöneltilen onun ''Pragda tutuklanmasında ABD nin muhtemel pazarlığı söz konusu olabilir mi?'' şeklindeki sorulara büyük bir serinkanlılıkla ''ABD gibi devletin böyle marjinal hesaplarla uğraşacağını sanmadığını'' söyleyerek, hem Çek hükümetini hem de Süper Gücü savunmuş oldu.

11 Aralık saat 11 de Muhammed Salih Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’ın kefaleti ile Mahkemeye kadar serbest bırakıldı. Olayı Çek politikacıları bir hukuk alanındaki ilk örnek oluşturacak durum (precedent) olarak niteledi.

Muhammed Salih Pankras hapishanesini terk ettikten 3 saat sonra Radıo Free Europe un konferans salonunda basın toplantısı yaptı. Basın toplantısına 80 civarında gazeteci katıldı, tam bir saat devam etti. İlgi çok büyüktü.

12 Aralık saat 17.30 da Muhammed Salih Prajskı Hrad Sarayında Cumhurbaşkanı Vaclav Havel ile görüştü. Cek Cumhurbaşkanının isteği ile gerçekleşen bu görüşmede Muhammed Salih Özbekistan’daki siyasi durum hakkında bilgi verdi, hapishanede yazdığı  denemeyi Vaclav Havel’e hediye etti.

Görüşmeden sonra basın mensuplarının önüne çıkan Salih Çek Cumhurbaşkanının Özbek demokratlarını uluslararası platformda destekleyeceğini  bildirdi.

14 Aralıkta gerçekleşen Prag şehrinin  Mahkemesi Salih’in değil, sanki Özbekistan’da ki baskıcı rejimin mahkemesi oldu. Bu ülkedeki devlet terörünün kanıtı olabilecek pasajlar yer aldı mahkeme kararından. Salih’in Özbekistan’a iade edilemeyeceği, ona karşı iddiaların mantıksız olduğu  vurgulandı ve Salih  temize çıktı.

Prag vakıası  Muhammed  Salih  için biraz  dramatik  geçti ise de,  bu olay Özbekistan Demokrasisi için dünyaya sesini duyurmak ve kendisini tanıtmak açısından büyük bir imkan sağladı Ancak bizim için savaş bitti ise de Muhammed Salih’in macerası bitmemiştir. Diktatör onun peşini bırakmamıştır ve bırakmasını beklememek lazım. Özbekistan da Kerimov iktidardayken, Muhammed Salih’in hayatı  daima tehlike altındadır. Allah onun  yardımcısı olsun.

Son soru: Kerimov Muhammed Salih’i dokuz yıldır hiç bırakmadan takip ediyor, bunun sebebi nedir? Bu konuda Dünya Savaş ve Barış Enstitüsü Orta Asya bölümünde araştırmacı Galima Buharbaeva şöyle diyor:

“Taşkent’in Salihi zindanda görmek istemesinin ardındaki sebep meçhul değil. Sekiz yıldır ülkesinden dışarıda yaşamasına rağmen Salih Kerimov rejimine karşı hala bir alternatif semboldür ve onun iktidarına karşı hala muhtemel bir alternatiftir.“

(IWPR'S REPORTING CENTRAL ASIA, No. 89 Institute for War & Peace Reporting info@iwpr.net

 

Elinizdeki kitapta Muhammed Salih Pankras hapishanesinde iken, dünya basınında yayımlanan materyallerden örnekler toplanmıştır..

 

Mehmet Tütüncü

Şubat 2001, Harlem

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Muhammed Salih'in tutuklanması

 

30.11.2001, www.internethaber.com

Ahmet  Arslan

 

Özbekistan diktatörü İslam Kerimov’un hakkında “kırmızı bülten” çıkardığı ERK Demokrat Partisi lideri Muhammed Salih önceki gün Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da tutuklandı.

Diktatör bu, istediği kişi hakkında, istediği “suç”u icat ederek, bu paralelde mahkeme kararları çıkararak “kırmızı bülten(ler)” çıkartabilir. Ülke bütün kurumlarıyla O’nun elinde. Nitekim 1994 yılında da aynı Kerimov, hakkında “tarihi eser kaçakçılığı” suçlamasında bulunduğu Muhammed Salih’in iadesini sağlamak amacıyla Türkiye ile “Suçluların iadesi anlaşması” imzalamıştı. O zaman çalıştığımız gazetede manşetten yayınladığımız “İkinci Elçibey Vakası” başlıklı haber ile Kerimov’ün dünyadan bihaber Türk yetkililerini düşürmek istediği tuzağı bozmuştuk.

Kerimov böylesine kolay “kırmızı bülten(ler)” çıkararak, hiçbir adi suç ve şiddete bulaşmamış muhaliflerini kolaylıkla tutuklattırabiliyor. Her nedense İnterpol de bu konularda oldukça “duyarlı”!

Ama sıra binlerce cinayetten sorumlu olan DHKP-C elebaşı Dursun Karataş’a gelince aynı İnterpol’un güzergahları yolgeçen hanına dönüyor. Hiç şüphesiz bu noktada Türkiye’nin de ağır ihmali sözkonusu.

Bir siyasi muhalif ve insan hakları savunucusu olarak Muhammed Salih’in Kerimov yönetimi tarafından ele geçirildiği anda anında öldürüleceği uzun süreden beri bilinen bu gerçek. (Kerimov’un vaktiyle eski Cumhurbaşkanı Demirel’e yaptığı ‘En iyisi Salih’i öldürmek’ şeklindeki itirafı hala hafızalarımızda) Salih’in bir süre Türkiye’de kalması ve Özbekistan yönetimi ile yaşanan gerginlik uzun süre Türk basınında yeralmıştı.

Ama Muhammed Salih Türk basınında son olarak ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarından sonra gündeme gelmişti. Bir-iki soyu kırık eski tüfek komünist Türk milliyetçiliğine olan düşmanlıklarını dışavurabilmek, intikam duygularını tatmin edebilmek amacıyla Salih’i ısrarla 11 Eylül saldırıları ve Usame bin Ladin ile ilişkilendirmeye çalışmışlardı.

Şimdi kına yaksınlar. Muhammed Salih tutuklandı.

Ama aynı, Türk düşmanı zihniyet bu defa tutuklanma olayını da çarpıtıyor. Salih’in Kerimov’un çıkardığı “kırmızı bülten”e istinaden değil de, ısrarla 11 Eylül’den sonra yürütülen “terörle mücadele” paralelinde tutuklandığı intibaını yaratmaya çalışıyor.

Ayrıca medyanın önemli bir bölümü de Muhammed Salih’in Prag’da tutuklanmasını her zamanki körlüğü ile görmezlikten geldi. Eğer tutuklanan bir terörist veya eşcinsel olsaydı Türk medyasında öncelikli haberler arasında yeralırdı.

Ama ünlü bir Türk şairi-düşünürü sırf siyasi nedenlerden dolayı tutuklanıyor; kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Haine ‘hain’, soyu kırığa ‘soysuz’ dediğiniz zaman tepki topluyorsunuz. Bu denli işgale uğramış bir ülkede ‘entelektüel terörizme’ uğramak haliyle kaçınılmaz oluyor. Bu nedenle de hiç bir şey birbirinden bağımsız değil. Ne Kıbrıs meselesinde sergilenen tavırlar Muhammed Salih’in tutuklanmasından bağımsız; ne de son günlerin ünlü ‘Salkım Hanım’ tartışmaları ‘Şark Meselesi’nden bağımsız. İhanet kozaları öyle örülmüş ki, işin içinden çıkabilmek mümkün değil!

 

 

Havel’e mektup, faks ve e-mail

yağmurları

 

01.12.2001, Star

Halit KAKINÇ

 

Dünkü yazımda tatsız haberi ilettim. Özbekistan’ın sürgündeki muhalefet lideri Erk Partisi Genel Başkanı Muhammed Salih, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da, İnterpol’ün kırmızı bülteni ile arandığı gerekçesiyle tutuklandı.

Bu köşenin sürekli okuyucuları, Muhammed Salih’i tanır. Bu demokrat ve laik lider, büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Sürgünde yaşadığı Norveç’e değil de Özbekistan’a iade edildiği takdirde, Kerimov Diktatörlüğünün işkenceleri kendisini bekliyor. Hatta, idam edilmesi bile ihtimal dahilinde.

Kısaca hatırlatalım. 1999 Şubatı’nda, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te bombalar patladı. 16 kişi can verdi. Kerimov, bu olayı fırsat bildi. Bombalı saldırının arkasında Özbekistan İslami Hareketi adlı köktendinci örgüt ile Cuma Namangani ve Tahir Yoldaşev adlı şeriatçı liderlerin yer aldığının anlaşılmasına rağmen, Salih’in adı da davaya karıştırıldı. 17 Kasım 2000 tarihindeki göstermelik mahkemede, gıyabında 15 yıl ağır hapis cezasına mahkum edildi.

Politik mültecilerin işkencenin hüküm sürdüğü ülkelere iadelerinin mümkün olamayacağını öngören 1951 tarihli BM anlaşmalarına imza koyan Çek Çumhuriyeti, acaba neden böyle bir tavır takındı?

 

Hanabad askeri üssü’ne karşı Muhammed Salih mi?

Çeşitli olasılıklar var. Bu sorunun cevabını ararken, şeytanın avukatlığını yapmak da mümkün. Özbekistan, Afganistan Harekatı için, Amerikan askerlerine topraklarını açtı. Ülkenin güneyindeki Hanabad askeri üssüne, 1000’den fazla Amerikan askeri yerleşti. Kerimov Rejimi, bu konukseverliğine karşılık, Muhammed Salih’in kellesini mi istedi? Bilemiyorum. Doğrusu, bu sorunun cevabı beni ciddi şekilde endişelendiriyor.

Şöyle veya böyle, Muhammed Salih’in Özbekistan’a iade edilmemesi gerek. Bu amaçla, insan hakları örgütleri geniş bir kampanya başlattı. Türkiye’deki siyasi partiler ve bizdeki göstermelik insan hakları savunucuları, olayın farkına bile varmayabilirler. Umurumda değil.

Ben, konu ile ilgilenen okuyucularım için Çek Devlet Başkanı Vaclav Havel’e yönelik bir İngilizce mektup örneği ile adres, e-mail, telefon ve faksını sunuyorum:

 

‘Kariyerleriniz bile aynı... fakat o, destekten yoksun’  

İnsan Hakları Avrupa ve Orta Asya bölümlerinin direktörü Elizabeth Andersen, ‘Muhammed Salih için bu bir ölüm-kalım meselesi’ diyor. Aynen öyle.

Muhammed Salih’in bir sözü aklıma geliyor.

‘Benim trajedim, ailemin trajedisi ve kardeşlerimin trajedisi, Özbekistan’ın yaşamakta olduğu büyük trajedinin yalnızca küçük bir kesitidir!’

 

Bu bİr tİcaret mi?

 

02.12.2001, Türkistan Bülteni

Hakan CoŞkunarslan

 

Muhammed Salih Prag’da tutuklanalı 5 gün oluyor.  Onu tanıyanlar, yakın çevreleri Türkiye’de Avrupa’da ABD’de Gerek sivil toplum kuruluşlarına gerekse hükümetlere bu olay karşısında tavır takınmaları için girişimlerde bulunuyor. Norveç dışişleri bakanlığı Çek hükümetiyle görüşmeler yapıyor. Uluslar arası insan hakları örgütlerinden Çek hükümetine talebnameler gönderiliyor. Canım Türkiye’m den hala ses yok. İçimden Aziz Nesin’in Türkleri demek geliyor. Ya da Nazım’ın koyunları. Çobanı belirsiz koyunlar.

Türkistan Newsletter editörü sayın Mehmet Tütüncü, “sattınız” diyor. “Elçibey gibi Salih‘ide sattınız”  Türkiye’deki bu suskunluğun altında acaba bu ticaretin gerçekliğimi yatmaktadır? Kerimov televizyonlarında bayram havası estiriyor. Muhammed Salih’i yakalattım diye.  Kerimov yakalamadı, Salih’i ona verdiler.  Pazarlıklar sırasında Türkiye’nin bundan haberi olmadı mı dersiniz?

Neden Prag. Neden Norveç veya Hollanda değil diye düşününce bir şeylerin pazarlığının yapıldığı kesin. Çünkü ne Norveç ne de Hollanda da yakalanmış olsaydı Özbekistan’a iade edilmeyecekti. Çünkü Özbekistan’da idam dahil her türlü işkence serbest. Muhammed Salih’le ilgili Çek hükümeti ve Kerimov diktatörlüğü arasında görüşmeler devam ediyor. 40 günlük süre içinde Salih’le ilgili dosyalar ulaştırılacak. Türkiye bu süre içinde ne yapacak? Ya suskunluğuna devam edip Muhammed Salih’i değil Türklüğün geleceğini yok edecek, ya da oturup hatalarını düzeltmek için tez elden girişimlerde bulunacak. Muhammed Salih’in tasviyesi demek Türkistan’da laisizm ve demokrasinin sonu demektir. Sonra ortada ne mi kalır? Bir diktatöre karşı, radikal örgütlerin savaşı kalır. ABD’nin yeni ortadoğusu için istenen her şey böylelikle hazır duruma getirilmiş olur. Bir diktatör ve silahlı eyleme başvuran bir sürü örgüt. Türkistan’da demokrasinin yerine savaşı isteyenler arasında Türkiye’de var mı bunu kısa zamanda göreceğiz.

 

 

Muhammed Salih’in tutukluluk halıyla

ilgili haberler

 

03.12.2001,

Muhammed Salih’in Haklarını Koruma Komitesi

 

Komitemiz kuruluş aşamasında olup yeni üyeler kabul etmekteyiz. Komitemize üye olmak ve dünya basınında Salih’in serbest bırakılması kampanyasına destek olmak ve kampanyamıza katılmak isterseniz info@uzbekistanerk.org adresine e-mail göndermeniz yeterlidir.

Bu mesajda isminizin komite üyeleri arasında açıklanmasını isteyip istemediğinizi de belirtiniz. Ayrıca bölgenizde Salih’le ilgili çıkan haber ve yorumları ve diğer faaliyetleri bize iletiniz.

Son gelişmeler:

Oslo: Norveç Hükümeti Salih’in kendilerine iade edilmesi için Çek makamlarına bugün resmen başvurdu. Norveç Salih’in kendilerine iltica etmiş olduğunu belirterek Salih’in kendilerine iade edilmesi gerektiğini belirttiler. Çek içişleri bakanı Gabriela Bartikovsa Salih’in Özbekistan’a iadesi ihtimalinin giderek azalmakta olduğunu belirterek konuyu incelediklerini ve Adalet bakanı yetkilileri ile bir sonuca varacaklarını söyledi.

Amsterdam: Hollanda dışişleri bakanlığı yetkilileri olayları yakın incelemeye aldılar. Hollanda komite üyemizin bildirdiğine göre 2 Hollandalı milletvekili Salih’in davası ile yakından ilgileniyor ve Hollanda dışişlerinden Çek ve Norveç hükümetleri nezdinde Salih hakkında bilgi istedi.

Brussel: Aşağıda Belçika komite üyemizin yolladığı Belçika basınında Muhammed Salih’le ilgili basın haberleri yer almaktadır. Belçika nın en ciddi gazetesi De Standaard'in Muhammed Salih’e destek başlıklı yarım sayfalık  yorum ve haberi aşağıda bulabilirsiniz.

(...)

Gazete Özbekistan’ın terörle mücadele savaşını Muhalefeti yok etmek için kullandığına dikkat çekmekte ve Terörle mücadele ederken Diktatörlere destek verilmemeli, aynı zamanda insan hakları ön planda tutulmalıdır demektedir.

Ayrıca gazetede Avrupa parlamentosunun Orta Asya delegasyonu başkanı Bart Staes'in Salih’in serbest bırakılması için yayınladığı basın bildirisine de yer vermektedir.

 

 

Sosyal iktıdar ve Muhammed Salih

 

03.12.2001, www.internethaber.com

Ahmet Arslan

 

Özbekistan diktatörü Islam Kerimov'un siyasi muhalifi ve insan hakları savunucusu, şair-düşünür Muhammed Salih Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'da tutuklanalı yaklaşık beş gün oldu.

Bir siyasi mülteci olarak Muhammed Salih'in Özbekistan'a iade edilmesini önleyebilmek için yoğun ve etkili bir sivil inisiyatif gerekiyor. Şüphesiz bu noktada en büyük görev ve sorumluluk da Türkiye Türklerine düşüyor.

Fakat, tutuklanmanın üzerinden geçen süre içinde Muhammed Salih ve dolayısıyla Türk dünyasi meselelerinde duyarlı çevrelerin başarılı bir performans sergilediğini söyleyebilmek mümkün değildir. Aksine ortada açık-seçik bir başarısızlık sözkonusudur.

Bu başarısızlık kroniktir, yapısaldır. Sadece Muhammed Salih ve paralelindeki meselelerle ilgili değildir. Türkiye'de "yerli-milli" söylemlerden yana olan kitle; sivil inisiyatif ve sosyal iktidara uzanan yolda birikimsizdir, beceriksizdir, isteksizdir, samimiyetsizdir, eyyamcıdır; kısacası başarısızdır.

Bunun nedeninde de ciddi bir "yanlış bilinç" ve kabuller silsilesi bulunmaktadir. Türkiye'de "yerli-milli" söylemleri kullanan kitleler siyasal amaç ve başarıların "herşey" olduğunu sanırlar. Bundan hareketle de insan ve toplum hayatına ait her türlü sorunun "siyasal araçlar ile" çözülebileceğine, hedeflere ulaşılabıleceğine inanırlar.

Modern devlet ve demokrasilerde siyasal iktidar, varolan iktidar unsurlarından sadece birisidir. Hele hele Türkiye gibi ülkelerde ise; "sosyal iktidar" ayağı eksik olan siyasal iktidarin başarı şansı yoktur.

Siyasal iktidarlar veya yapılanmalar kitlelere, yığınlara dayalı iken, sosyal iktidar bilinçli ve örgütlü duyarlılıklara dayanır.

Muhammed Salih tutuklandı; biz bunu Türkiye gündemine dahi getiremedik. Türkiye'de yayınlanan gazetelerde doğru dürüst haber bile yayınlanmadı. Böylesine çok önemli ve duyarlı bir konuyu neden gündeme getiremediğimizi, bu mekanizmaları neden oluşturamadığımızı sorgulamayıp çeşitli kişi ve kurumlara suçlamalar yönelttik.

Bu hastalığın temelinde "bireysel sorumsuzluk hissi" ve eyyamcılık bulunmaktadır. Bir-iki yerde yarım saat nutuk atarak, beş yılda bir de oy kullanarak hayata, ülkeye ve dünyaya ait bütün sorumluluğumuzdan kurtulduğumuzu zannederiz. Bu aşamadan sonra kendimizi ve bütün sorunlarımızı "emanet" gibi hissederiz. Arkasından da "Şu niçin böyle yapılmıyor, bu neden böyle olmuyor" diye hayıflanırız.

Şimdi Muhammed Salih'in tutuklanma olayında da aynı zafiyeti görüyoruz. Meselenin bilincinde olduğu noktasında ipuçları veren insanlar, görüş ileri sürmek ve kişileri-grupları suçlamaktan öte bir şey yapmıyorlar. "Öldük, yandık" diye yine birbirimizi demoralize edip, yılların sloganlarını tekrarladıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar köşemize çekiliyoruz.

Bundan dolayı da hayata ve topluma ait hiçbir talebimizi gerçekleştirme gibi bir şansımız olmuyor.

Çünkü "sosyal iktidar"in önemini idrakten uzağız.

 

 

Gizli Bir El ve Muhammed Salih

 

03.12.2001, Türkistan Bülteni

Atilla Ongun

 

Özbekistan Muhalefet hareketi lideri sayın Muhammed Salih'in Prag'da ABD'nin eski Sovyetleri çökertmek için propaganda amaçlı olarak Batı Almanya'da kurduğu, fakat daha sonra Sovyetlerin çöküşü ile radyonun daha farklı bir dünya da daha farklı fonksiyonlar üstlenmek üzere Prag'a taşınması ile adı aynı kalan fakat "görev alanı değişen" "Özgür Radyo" da verdiği bir program sonrası tutuklandığını duyduğumuzda Orta Asya'nın geleceğine yönelik bir darbe ve uluslararası güçlerin birlikteliği geldi aklımıza. Bu birliktelikte Muhammed Salih'e yer yoktu. Sadece Muhammed Salih'e değil, rahmetli Elçibey'i de aşırı bulduklarından isminin üstüne bir çarpı atmışlardı. Rahmetli Alpaslan Türkeş'i de 12 Eylül’de aynı sebeplerden cezalandırmışlardı. Fakat Türkeş eski kurt ve kurnaz bir asker olduğundan mücadelesini hep sistem içinde vermekte kararlıydı ve vefat edene kadar da öyle yaptı.

Muhammed Salih'in tutuklanması Elçibey'i hatırlattı. Elçibey vefatından iki ay evvel Washington'a gelmişti. ABD hükümetinden temsilciler ile görüşecekti. Bu sırada ABD'de bulunan Türk kuruluş ve kişileri ile de temas kurup görüşmek, Türkler ile birlikte olmak istiyordu. Fakat ünlü ekonomist Adam Smith'in Ulusların Zenginliğinde tanımladığı piyasaları ve ekonomiyi yönlendiren "gizli bir el" sahneye çıkmış, bu seferde siyaseti yönlendiriyordu ve Elçibey'in hiç bir Türk kuruluş ve kişişi ile görüşmesini istemiyor ve görüşmek isteyenleride tehdit ve sindirmeye çalışıyordu. Elçibey vefat edince bu gizli el kendilerine bu konuda yapilan eleştirilere karşı, Elçibey ile kimsenin görüşmemesi gerektiğini söylemelerinin ve üçüncü kişilere baskı kurmalarının nedenini O'nun Muhammed Salih ile birlikte Washington'da bulunduğunun bilgisi üzerine yapıldığını iddia etti. Aslında bunlar için Elçibey, Türkeş ve Muhammed Salih arasında pek bir fark yoktu. Hatta ve hatta Ermeni ve Yunan lobilerinin önemli isimleri olan Sitilidis ve Krikorian bu isimlerden daha önemliydi ve daha ılımlıydı. O yüzden bu gizli el Turkish Armenian Reconcilation Committee adı altında bir komite oluşturmuş ve iki yıldır Ermeni gurubu ile görüşmelerde bulunuyordu. Ne zaman ki bu görüşmeler karşı gurup tarafından basına sızdırılınca gizli el görüşmelerin bağımsız bir gurup tarafından yapıldığını görüşmeleri yaptıranlara açıklattırdı, tabi bu satırların yazarları da dahil herkes ilk okul beşinci sınıf türünden bu yalana inandı. Bu gizli el için kendi vatandaşları ve ulusunun çıkarları değil, kendi mevkileri ve bağlı bulundukları "merkezler" önemliydi. Peki kim olabilirdi bunlar, bütün bir sistemi yöneten, gizli el gibi bilinmez bir şekilde ülkenin geleceği hakkında kararlar veren, Yüce Atatürk'ün savunduğu Türk Milliyetçiliğini değil de Ermeni ve Yunan Milliyetçiliklerini kendilerine daha yakın gören her iki üç ayda bir Fener patrikhanesine gidip günah çıkartan, milli güvenlik ile ilgili raporlar hazırlayan, MHP'yi MHP'den daha iyi tanıyıp yönlendiren, Saadet ve ya önceki adı ile Refah partisini iktidardan al aşağı eden, kendi halkının kültürel değerlerine değil batılının inancına saygı gösteren, Türkiye'ye Avrupa Topluluğunu hedef gösterip Don Kişot misali değirmenlere "saldırtan", ülkeyi soyanlara ses çıkarmayıp teşvikleri ardı sıra veren sonra da "ulusal hırsızlığa" karşı gelenleri bakanlıktan alan bir gizli el. Bu gizli el o kadar hünerliydi ki sistemi yönlendirenleri de askerler olarak kamuoyuna sunuyordu, cünkü tepkiyi yönlendirdiği kesim gerçekten belli bir güç odağıdır, fakat en güçlü odak değildir. Bu gizli el için milliyetçi, İslamcı, liberal, Kürtçü, Türkçü, ve saire....hep tehlikelidir. Neden tehlikedir? Çünkü bu gurupların hepsini kendi varlığı için bir tehdit sayar. Gizli el ülkenin her tarafında eli bulunan bir gizli örgüt gibidir. Bir bakarsınız 15 Eylül, 1980 günü Fransa televizyonuna demeç verir ülkenin geleceği hakkında neler olacağını projeksiyon halinde söyler ve dedikleri de bir bir olur veya Ufuk Güldemir'in kitabında "bizim çocuklar" kimliğine bürünür veya demokrasi ve insan hakları savunucusu olur, veya Irak'ın 2015 planlarını yapar, veya ülkenin kurumlarını birbirine düşürür...

İşte bu gizli el Elçibey'den sonra şimdi de Muhammed Salih'i Prag'da tutuklattı. Muhammed Salih Ziya Gökalp'i Özbek Türk toplumuna kazandıran, Türkiye ile Orta Asya arasında  köprü gibi sembol olmuş bir yiğit insandır. Özbekistan’da iktidarda bulunan "eski KGB"ci eli kanlı diktatör İslam Kerimov ise ABD'nin isteklerine karşılık Muhammed Salih'i öne sürdü. Yeryüzündeki en son diktatör olan İslam Kerimov bu oyununun bir benzerini Muhammed Salih Türkiye'den sınırdışı edilmesi için yapmıştı. Tabi Türkiye'de ki gizli el bu teklife önceden hazırdı.

Bu gizli ellerden bir tanesi Dışişleri Bakanlığına basın sözcüsü oldu diğeri ise Amerikan masasında emekliliğini bekliyor. Siz bu gizli eli tanıyor musunuz. Tanımanızda fayda var, çünkü Türk'ün çıkarlarının yanında değiller...

 

 

Muhammad Salih'in Tutuklanması ve "Özel

Geçiş Belgesi" Gerekliliği Meselesi

 

03.12.2001, Türkistan Bülteni

Timur Kocaoğlu

 

Muhammad Salih'in bir davet üzerine 28 Kasım’da ziyaret için gittiği Çek Cumhuriyeti'nde Prague havaalanında tutuklanması üzerine çok kısa bir süre içinde çeşitli uluslararası af ve insan hakları kuruluşları ve başta Norveç olmak üzere çeşitli devlet yetkililerinin Çek polisi ve yüksek dereceli Çek yetkilileri ile temas ve görüşmelere başlamış olması çok sevindirici bir gelişmedir. Basta Türkçe Türkistan-l ve İngilizce Türkistan-N olmak üzere çeşitli elektronik bülten ve haberleşme ağları, arkasından da haber ajansları ve daha sonra radyo, televizyon ve basın organları bu önemli haberin bütün dünyaya yayılmasını sağladı.

Uluslararası düzeydeki böyle bir dayanışma iki gerçeği bir daha ortaya koymuştur: 1. Muhammad Salih dünyadaki bir çok devlet, demokratik kuruluş ve çok sayıda kimse tarafından sevilen ve sayılan bir siyasetçidir. 2. Özbekistan'da varolan bugünkü dikta rejiminin gerçek yüzünü dünya çok iyi biliyor. İşte, bu iki önemli sebepten dolayı, demokrasi ve insan özgürlüğüne inanan herkes Muhammad Salih'e sahip çıkıyor v