Şeriat ve demokrasi
23.01.2002, RADİKAL Ne şeriat Allah'ın buyurduğu ölçüde uygulanıyor, ne demokrasi ilkeler düzeyinde. Aslında demokrasinin temelinde şeriat yatar
Doğu'da olduğu gibi Batı'da da iki kutup arasındaki karşıtlığı belli düzeyde tutmaya çalışan şahıs ve gruplar her daim olacak. Buna maddi ve manevi açıdan ihtiyaçları var.
Samuel Huntington'ın 'Medeniyetler Çatışması' teorisi Kipling zihniyetli birçok Batılı erbab tarafından hoşgörüyle karşılandığı gibi, yeryüzünde adaleti yerleştirmeye and içerek, eline silah alan bazı Doğulu radikallerin de beğenisini kazandı. Özellikle 11 Eylül'den sonra bu insanların kendi putlarının beşaretlerinin ne kadar isabetli olduğuna 'iman' getirdiklerine hiç şüphemiz yok. Hatta bir Batılı siyasi erbab bu 'haklılık duygusundan' ilhamlanarak Batı medeniyetinin Doğu medeniyetinden daha üstün olduğunu bile ilan etmiştir. Ama bu açıklamanın birilerini öfkelendirdiğini zannetmiyorum, bu 'değerlendirme' nasıl bir kabule layık ise o düzeyde kabul görmüştür. Bu bir sokak popülizmi, bir lumpen zevki seviyesinde yapılmış 'değerlendirme'ydi. Ancak burada korkutan o 'seviye'ydi, yani siyasetçinin dayandığı, onun temsil ettiği 'sokak çoğunluğu'. Acaba, Huntington haklı mı, yoksa biz gerçekten de küresel bir savaşın, 'medeniyetler savaşı'nın eşiğine yaklaştık mı?
Küreselleşsin bu dünya!
Bu gibi sorular en iyimser insanların kafasını bile karıştırmaya başladı sonunda. Ben geçen yıllarda 'Anılar' adlı kitabımı yazmış ve epigraf olarak Andre Malraux'nun "21. yüzyıl ya maneviyat ve ruhaniyat asrı olacak ya da hiç olmayacak" sözünü seçmiştim. Fakat 11 Eylül'den sonra cereyan eden olaylar Fransız yazarın bu iddialı sözlerini kitabın Türkiye Türkçesine tercümesine koymamak için yetti. Güya Malraux'nun kehaneti gerçekleşmemiş ve sanki Huntington haklı çıkmış, kâhinler müsabakasında galip gelmişti.
Tamam, sizin dediğiniz gibi olsun!
Küreselleşsin bu dünya!
Fakat neden siz 'küreselleşen dünya' derken sadece terörün 'küreselleşmesini' düşünüyorsunuz? Neden sadece teröre karşı savaşın 'küreselleşmesini' kastediyorsunuz? Neden her şeyin 'küreselleşmeye' mahkûm olduğu bu dünyada halklar ve ırkların barışı küreselleşmiyor? Neden kültür ve medeniyetlerin yakınlaşması
küreselleşmesin? Neden bu dünyada zulme karşı, adaletsizliğe karşı, diktatörlüğe karşı savaş küreselleşmiyor acaba?
Nerden türedi bu Batı-Doğu kompleksleri?
Kim insanlığın bu aşağılık sıfatlarını küreselleştiriyor?
Batı'da yaşayanlar Batı medeniyetinin en üstün medeniyet olduğundan emin, Doğulular Batı'nın en iyi değerleri Doğu'dan ısmarladığını söylüyor. Doğu adına konuşanlar demokrasinin insan hayatının, varoluşun yegâne bedeli olamaz diyor. Batılı sözcüler Doğu'dan gelen tüm olumsuzlukların kaynağı, insanın hür tercih imkânını kısıtlayan şeriattır diye iddia ediyor. Aslında, ne Doğu şeriatı Allah'ın buyurduğu ölçüde uyguluyor, ne de Batı demokrasiyi ilkeler düzeyinde uyguluyor. Eğer bu iki kutup samimi olsaydı birbirlerine ne göründüğü kadar iyi ve ne de göründüğü kadar kötü olduklarını açıklamış olurlardı. Şayet birbirleriyle gerçekten barışmak isteselerdi, demokrasi ve şeriyatın o kadar da zıt kutuplar olmadığını, hatta birçok ortak noktaları bulunduğunu sevinçle 'keşfedebilirlerdi'. Ya da İnsan Hakları Bildirisi'ndeki birçok pasajın İslam dinindeki hakların aynısı olduğunu görürlerdi. Veyahut, bu demokrasi dediğimiz şeyin temelinde Hıristiyanlığın yattığını, onun da bir zamanlar şeriat olduğunu anlamış olurlardı.
Radikal gazetesinde yer alan 'Common Ground' adlı kuruluşun başlattığı teşebbüs (Ortadoğu'da şiddete karşı yazı dizisi) sanırım çok zamanında. Aslında bu gibi bir tartışma sadece Yakındoğu bölgesiyle sınırlı kalmamalı. Artık barış tüm dünya için bir tarihi zaruret haline gelmiştir. Huntington'ı tenkit etmek mümkün, ama uyarısını ciddiye almak zorundayız.
Sahabenin gör dediği
Ben 'İslam teröristleri' dedikleri insanların 'cihat çağrısı'nı işitip sahabeden birinin verdiği hikmetli bir dersi hatırlıyorum. Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye taraftarları arasında fitne alevlenmiş bir zamandı. Bu kavgaya katılmak istemeyen sahabeden birine taraflardan birini desteklemesini talep ediyorlar. Sahabe şöyle karşılık veriyor: Ben hiçbir tarafa katılmıyorum, çünkü benim kılıcımın gözleri yok, birini keserken, onun bunu hak edip etmediğini bilemez, günahsız birini öldürmekten Allah'a sığınırım.
İşte bu şeriattır. Yani, Batı'nın korktuğu şeriat. 'İslam teröristleri' denilen kişilerin istismar ettiği ve hiçbir zaman emel edinmediği şeriat budur.
O yüzden bazen düşünüyorum:
Acaba, şeriat hâlâ bizimle mi?
Herhalde, bizde şeriattan çok az kaldı gibi geliyor. Öyle olmasaydı, birileri çıkıp 'Şeriat istiyorum' diye bağırmazdı.
Şeriat Doğu'dan kaçmaya başladı diye korkuyorum. Eğer öyle olmasaydı, savaş, açlık ve yoksulluk üzerimize yağmur gibi yağmazdı.
Doğu'da zorbalık egemen ve zorbalık hâkim olan yerde şeriat yaşayamaz.
Doğu'da yetimin ekmeği elinden alınarak emanete hıyanet ediliyor, suçsuz insanlar diri diri gömülüyor, bunlar şeriatın Doğu'yu terk etmeye başladığının işatretleri değil mi?
Rüşvetin, yalancı şahitliğin, zinanın meşrulaştığı bir yerde, uyuşturucu düşkünlüğünün, hırsızlığın ve katilliğin devlet tarafından rağbetlendirildiği muhitte şeriat nasıl yaşayabilir? Kendilerini Allah'ın yerdeki gölgesi diye ilan edip devleti şeytanın kurallarıyla yöneten diktatörlerin bulunduğu mekânda şeriat nasıl yaşar? Elbette, karşı taraftakiler sevinmesin. Onlar da gözlerini uykusuz tutmak zorunda. Onları da övündükleri demokrasi terk edebilir. Mesela, 'gelişmiş ülkeler'deki siyasetçilerin ikiyüzlülüğünden, güçlü devletlerin ulusal çıkarlar uğruna zayıflara karşı acımasızlığından ürkerek, onların dünyada 'en zengin', 'en birinci' ve 'en büyük' olma ihtiraslarından dehşete düşerek kaçabilir demokrasi.
Velhasıl karşı sahilde düşman yaratma alışkanlığından bir an önce vazgeçmezsek hiçbir şey değişeceğe benzemiyor.
Aslında, hayat güzel bir şey, onu yaşamak da o kadar meşakkatli iş değil. İsteyen bu hayatı daha da kolaylaştırabilir, aslında.
Mesela, ben sürgün yaşamıma karşı kin duyduğum, kaderime isyan ettiğim anlarda bu tehlikeli isyan ateşini şu özdeyişle söndürüyorum:
'Sana karşı yönlendirilen 'zulmün' tamamen durdurulması için sen kendini o zulmü yapan 'zalime' benzemekten tamamen durdurman lazım.'
Evet, zalimin zulmünden emin olmak istersen, onun tüm kötü sıfatlarından kendini arındırman gerek. |