Ceditçilik Hareketi ve Türkistan'ın Bugünü
Taha AKYOL
1. Milletlerarası Türkistan Kurultayı 4.1.1990 Açıkoturumundaki nutkundan, Türkistan dergisi, 1990
...1990 Ağustos'unda Özbekistan'da ERK Demokratik Partisinin lideri Muhammed Salih'le beraberiz. Muhammed Salih şöyle diyor: ‘'Bizim rehberimiz İsmail Gaspırali'dır. Dilde birlik dedi. Biz alfabe birliğini sağlayacağız. Fikirde birlik dedi. Ben Özbek'im, sen Türkiyelisin, öteki Azeri. Fakat hepimizin üzerinde bizleri birleştiren bir Türklük şemsiyesi var. Bu fikirde birliktir. Avrupalılar nasıl bir iktisadi entegrasyona gidiyorsa biz de böyle bir entegrasyona gideceğiz. Bu da iş de birliktir. Demek ki dünyada bir demokrasi ve hürriyet fikri geliştikçe, ikincisi ekonomi ve teknoloji ilerledikçe bu Türklerin lehine olur. Onun için Bernard Lewis, bugün Türkiye'de Azerbaycan'da veya Türkistan'da yaşayanlar istese de istemese de onların çocukları 21. Yy'da büyük tarih rolü yükleneceklerdir diyor. İki tarafın da ayakta kalabilmesi ancak bu şekilde mümkün...''
O GECEDEN BUGÜNE
1986 yılının Eylül günlerini hiç unutamadım. Bin yıl önce ayrıldığımız topraklara ilk adım attığımız günleri. Türkiye'den on bilim adamının Türkistan seferi.
Uluslar arası Altayistler Konferansına katılmak, bizi o kadar heyecanlandırmıyordu. Bu tür toplantılar her yıl dünyanın önemli merkezlerinde nasıl olsa yapılıyordu. Bizim için asıl heyecan verici olan 1986 yılındaki Konferansın Taşkent'te yapılıyor olmasıydı. Bin yıllık hasretin ardından gelen kavuşma duygusu, heyecanı içimizi doldurmuştu. Bizi karşılayan çekik gözlerde de aynı heyecanı görmüştük. Özbek bilim adamları, hele genç asistanlar ne kadar heyecanlı, ne kadar tolkunlu idiler.
Taşkent ve Semerkant'ta geçen sekiz gece ve gündüzden her biri başka başka güzellikler taşıyordu.
Fakat O GECE'nin bambaşka bir sihri vardı.
Taşkent'in eski mahallelerinden birinde, Muhammed Salih'in evinin bahçesinde o ışıklandırılmış ağaç altında geçirdiğimiz gece.
Özbekistan'ın içli şairleri vardı aramızda. Bir de Kırımlı Ayder Osman.
Gündüz Kongre salonuna gelip bizi davet etmeleriyle başlamıştı heyecanımız. Gün ilerledikçe dizginlenemez hale gelmişti.
Önce şüphelenmiştik onlardan. Hiç tanımadığımız bir takım adamlar Kongre programının dışına çıkarak bizi evlerine çağırıyorlardı.
Yıl henüz 1986 idi.
Her şeyin gözlendiği, izlendiği yıllar. Tabii korkmuştuk da. Yetkililerden izin almadan program dışına çıkabilir miydik? Programda adı olmayan adamların davetine uyarak,
Onların evine gidebilir miydik? Önce bizi davet eden adamlardan emin olmamız lazımdı.
Macaristanlı dostumuz Dr. Ishtvan Kongur imdadımıza yetişmişti. O Macaristanlı ama Kıpçak soyundandı ve kendisini Türk sayıyordu. O bizim bir Ülküdaşımızdı.
Şimdi Tanrı katına uçmuş bir Dost, Mandoki Kongur yanımıza geldi ve "bu arkadaşlar Özbekistan'ın en milletçi şair ve yazarlarıdır, hiç çekinmeden davetlerine uyabilirsiniz", dedi. Onun referansı bize kâfiydi. Ancak kongre sahiplerinden de müsaade almamız lazımdı. Yetkililer kibar, fakat kesin bir şekilde programa göre akşam kokteyli yapılacağını ve başka yere gitmemizin doğru olmayacağını söylediler.
Kokteyle katıldık, bir kısmımız sürekli kokteylde kaldı, diğer kısmımız ise yarım saat içinde kokteylden ayrılarak taksilere bindik ve bize tarif edilen eve ulaştık.
O gece böyle başlamıştı.
Türkiye ve Özbekistan edebiyatından bahsettiğimiz, Nazım'dan ve Orhan Veli'den Özbek Türkçesinde şiirler dinlediğimiz gece.
Biz onlara Yahya Kemal'den, Mehmet Akif'ten, Ahmed Haşim'den bahsetmeye çalıştık. İçlerinden biri, kısa boylu olanı meramımızı çok iyi anlamıştı.
"Tamam, bize hep sizin kızıl şairleri tanıttılar, şimdi sizin ak şairlerinizi öğrenmek istiyoruz", dedi o.
Ama o gecenin en dikkate değer cümlesi "bizge Türkçülüknün Esasları kerek" cümlesi idi. Bahçeden evinin kütüphanesine çıkmıştık ve Muhammed Salih bizden Türkçülüğün Esaslarını istemişti.
Doğrusu, önce kulaklarımıza inanamadık.
Sosyalist bir ülkenin başkentinde, henüz demir perdenin dünyaları kaskatı olduğu bir çağda bizden Ziya Gökalp'in eseri istenebilir miydi? Ama istemişti işte. Bir yiğit adam, bir Türkçü adam bizden bu eseri istemişti.
Ve iki ay sonra bu eseri ben ona ulaştırmıştım, aziz dostum Dursun Yıldırım'la.
Ömrümüzde bir daha yaşamayacağımız bu hadiselerin üzerinden yıllar geçti. O yıldızlı gece, o ışıklı yüzler, o kıvılcımlı sözler yüreğimde büyüdü, büyüdü ve bir taşkı oldu ve 1998 yılında Gülnar adlı bir romana döküldü. 1986 yıl Taşkent ve 1988 yıl Baku benim için tozlu yılların ardında kalan bir destana dönüşmüştü. Gülnar da yer yer roman olmaktan çıkıp destana dönüşmüştü. Sadece geçmişin değil, geleceğin destanına.
Hiç şüphe etmiyorum ki, üçüncü bin'in Türk Dünyası için destanlaşacak olaylar 19. asır ve 20 yüzyıllarda yaşandı. Belki, bir süre daha yaşanacak. Tıpkı yerküresinin oluşumunu sağlayan magma tabakaları olduğu gibi madenler, bir alev dalgası ve ateş yumağı halinde kaynayıp köpürerek üçüncü bin yılın Türk Dünyasını oluşturacaklar.
Yeni bin yılın magma tabakası - Balkanlardan Çin'e ulaşan Türk coğrafyası, kaynayan alevler ise bu coğrafyada çarpan yüreklerdir. Gaspıralı İsmailler, Hüseynzade Aliler, Ziya Gökalplar, Süleyman Çolpanlar, Ahmet Baytursunlar, Nihal Atsızlar, Osman Baturlar, Nejdat Koçaklar, Ebulfeyz Elçibeyler, Muhammed Salihler..
Sonraki yıllarda Muhammed Salih halkının kükreyen sesi oldu. Rusya'nın göbeğinde Moskova'da Özbekistan'ın nasıl sömürüldüğünü anlattı. En açık ve en seçkin cümlelerle. Gün döndü, Özbekistan bağımsız oldu. Her bağımsız ülke gibi orada da bağımsız partiler kuruldu, Muhammed Salih'in partisi ERK adını taşıyordu. Başkanlık seçimlerinde halkına müracaat etti, onların en az %14'ünden evet oyu aldı. Ama öyle anlaşılıyordu ki, demir prangaya alışmış ayaklar ve demir cenderelere alışmış yüreklerle beyinler erkinliğin ne olduğunu henüz bilmiyorlardı. Bir çember sardı Muhammed Salih ve arkadaşlarını ve çember gittikçe daraldı.
1993'e geldiğimizde Muhammed Salih ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. Bir süre Türkiye'de oturmayı denedi, erkin ve bağımsız ülkede. Tabii ki burada okuyan Özbek gençleriyle konuşuyordu, görüşüyordu. Taşkent'teki çember çengel olup buraya da uzandı. Türkiye'nin zayıf tarafından vurdular. Türkiye yönetimi bin yıl sonra kavuştuğu kardeşleriyle alâkalarının bozulmasını istemiyordu. Karşı taraf işte bu zayıf tarafı yakaladı, "yalnız beni seveceksin", dedi. Türkiye yalnız "onu" sevdi, sevgisine ne kadar karşılık buldu, bilmiyorum. Ama Muhammed Salih Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldı. Şimdi o yad ellerde 50 yaşını sürerken, halkı için mücadeleye devam ediyor.
Çok uzaklarda, buzlu denizlere yakın yerlerde onun yüreği yine magma tabakasının korları gibi. Alıstaki kardeşlerini ısıtacak güçte.
Nehirlerin nereye aktığı belli. Gün olur, devran yine döner. Görelim Mevla'm neyler, neylerse güzel eyler.
Prof. Dr. Ahmed Bican Ercilasun
Aralık 1999, ANKARA
Çehresine kavuşan adam
06.01.2002, Radikal
Erdal Guven
'Gözaltına alınıp hücreye kapatılanlara mahkemeye çıkıncaya kadar ayna vermiyorlar. Ve böylece ben kendi çehremden ayrıldım... Ben pencere arkasından ziyaretçime gülümsersem benim çehrem de gülümsüyor mu bilemem... Tebessüm özellikle dünyamızın medeni kısmında insan çehresinin en çok ihtiyaç duyduğu işlevdir... Gülümseme fetişizmi o kadar hayatımıza musallat olmuştur ki diktatörler bile ayna önüne geçip suratının kaslarını gevşeterek egzersiz yapmaya başladı.'
Bilmem önceki gün Radikal'de yayımlanan bu satırları da içeren makaleyi okudunuz mu? Okumadıysanız çok şey kaçırdınız bence...
Muhalif Özbek lider Muhammed Salih'in, Prag'ın Pankrac Hapisanesinde geçirdiği ilk gün kaleme aldığı, salıverildikten sonra da Çek lider Vaclav Havel'e hediye ettiği makaleden bahsediyorum...
Salih Sovyetler'in çöküşü ardından 1990 yılında Demokratik Erk Partisi'ni kurdu. 1991'de Kerimov'a karşı başkanlığa adaylığını koydu. O hengâmede hiç de fena sayılamayacak yüzde 12'lik oy aldı. Bu oran bile Kerimov'u korkutmaya yetti. Partisi kapatıldı, kendisi de sürgüne gönderildi.
Wagner'in ünlü 'Uçan Hollandalı'sı gibi sığınacak güvenli liman araya araya geçirdi sonraki yıllarını. Sığınamadığı ülkeler hangileriydi acaba?
Kerimov'un diktatörlüğü koyulaşıp kemikleştikçe dönüş umudu azaldı. Diktatörler muhalif sevmez. Özbekistan'da ailesi ve kendisine yakın isimler hapse atıldı. Erk çembere alındı. 1999'da Taşkent'te birtakım bombalama eylemleri meydana geldi. Milliyetçilerden köktendincilere kadar tüm muhalefet, tabii Erk de zanlıydı. Salih'in payına gıyabında 15 yıl 6 ay hapis cezası düştü. Neyse ki Salih onca uğraştan sonra nihayet 1998 yılında Norveç hükümetince siyasi mülteci olarak kabul edilmişti. Kendi deyişiyle, 'Norveç'in ne Özbekistan'da jeopolitik çıkarları vardı ne de Norveç Özbek pamuğu ithal ediyordu." Hangi ülkeleri kastediyordu acaba?
1999'dan itibaren Norveç'te yaşamaya başladı Salih.
11 Eylüle kadar yine kendi deyişiyle "bir Kafka karakteri" gibi yaşadı. Uluslararası alanda saygın bir kişilikti ama sürgündeydi.
11 Eylül'den sonra ortaya çıkan cadı avı sırasında nasıl olduysa adı aranan teröristler listesine bile sızdırıldı. Neyse ki çok geçmeden yanlışlık düzeltildi. Ancak cadı avı peşini bırakmadı. 28 Kasım'da Özbek hükümetinin talimatı üzerine Interpol tarafından tutuklandı. Hem de Çek Cumhuriyeti'nde. Yani örnek aldığı iki liderden birinin, Havel'in ülkesinde (diğeri Mandela). Ve Prag'da bulunan Pankrac Hapisanesi'ne atıldı.
Interpol, 11 Eylül sonrası başgösteren iklimden yararlanıp muhalefeti ezmek için terörizmle mücadele perdesinin arkasına saklanan Kerimov'un oyununa gelmişti. Ama Çek yargısı gelmedi aynı oyuna. Hakkındaki deliller yetersiz bulundu. Önce tahliye edildi, sonra da salıverildi Salih. Bu kararda, uluslararası kamuoyunun ciddi payı vardı. Başta Norveç olmak üçere Hollanda, Britanya, hatta terörle mücadelenin bayraktarı ve Kerimov'un yeni dostu ABD bile Salih'in salıverilmesi için devreye girdi. Hangi ülkeler girmedi acaba?
Tabii elinden geldiği kadarıyla Havel de lobi yapıyordu. Çek liderin içine baştan beri sinmemişti Salih"in başına gelenler ama, "Ne yazık ki hücresinin anahtarı bende değil" diyordu. Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Komitesi, Uluslararası Kriz Grubu Salih için kampanya başlattı. Amaçlarına da ulaştılar.
Salih şimdi yeniden limanında.
Tahliye edildiği gün can alıcı bir soru sormuştu: "Mesele çok basit: Batı neyin yanında? Diktatörlüklerin mi, demokrasinin mi?" Yanıtını aldı.
Yukarıda da ben bazı sorular sordum hangi diye başlayan? Maalesef hepsinin yanıtının içinde yer alan bir ülke var: Türkiye.
Aslında Ankara'nın Salih'e reva gördüğü muamele, Orta Asya ve Azerbaycan politikasının aynası. Jeopolitik çıkarlar ve ekonomik çıkarlar uğruna demokratik muhalefete sırt çevirme. Adı ister Kerimov olsun, ister Aliyev ister Niyazov, diktatörlerle flört.
Salih bir Türkiye âşığı. Özbekistan'dan sınır dışı edilince soluğu İstanbul"da almıştı. Orta Asya'daki birçok demokrat muhalefet lideri gibi Ankara'dan çok şey bekliyordu. Oysa Salih üç yıl içinde tam dört kez sınır dışı edildi Türkiye'den. Kerimov Ankara'ya mı geliyor. Salih dışarı. Taşkent'e mi gidilecek? Salih dışarı... Küçük ülkenin büyük lideri Havel, Salih'i tüm dünyanın gözü önünde sarayında ağırlarken bizimkiler Salih'le yan yana gelmekten bile çekiniyor...
Nereye kadar?
Milliyetçi Hareket Partisi lideri Alpaslan Türkeş'in ilginç teşebbüsü
Bu ilginç olayı çoğu insan bilmiyor, burada söylemekte yarar görüyorum: Alparslan Türkeş Muhammed Salihi Kerimov'la barıştırmak istiyor ve bu konuda yazdığı 18.07.1996 tarihli mektubu, Kerimov'a göndermeden önce, aynı gün Muhammed Salih'e postalıyor, görüşünü istiyor. O da mektuptan bir bölümünün çıkartılması şartıyla muvafakatini bildiriyor. Bu isteğe göre son şekli verilmiş olan mektubun 4 Ağustos 1996'da Özbekistan Büyükelçiliği kanalıyla Kerimov'a gönderiyor. Mektup özetle söyle:
"- Özbekistan ERK Partisi Genel Başkanı Sayın Muhammed Salih birkaç yıldan beri yurt dışında bulunmaktadır. Kendisi ile Türkiye'de ve Avrupa'da üç defa görüştüm. Evvela Zat-i alinizle Muhammed Salih arasında ne geçtiğini bilmiyorum. Fakat Zat'ınıza karşı daima hürmetkar bir lisan kullanmaktadır.
Büyük insanlar büyük ruhludurlar. Kendilerine karşı işlenen kusurları affederler. Özbekistan halkı için birlik ve beraberliğin önemli olduğunu takdir buyurursunuz. Lütfederek Muhammed Salih Beye dostluk elini uzatmanızı istirham ederim. Onun size yazmış olduğu bir mektubu ben ekli olarak Zat-i alinize takdim ediyorum. (Ancak, Türkeş Muhammed Salih'in bu mektubunu``uzlaşma ruhu zayıf`` diye Karimov'a göndermiyor). Lütufkar cevabinizi bekliyorum. Şahsen kendim Zat-i alinize derin hürmetlerimi ve selamlarımı sunuyorum."
Kerimov'un üç buçuk ay sonra buna verdiği uzun cevabin konuyu ilgilendiren kısmı da şöyle:
"...Daha çok kısa olan bağımsızlığımız süresince çok zor bir yolu kat'etmiş bulunuyoruz. Öyle insanlar oldu ki, bazıları bizim seçtiğimiz yol için savaştılar; bazıları bize güvenmediler; bazıları hata yaptılar; ama biz onların hiçbirini halkımızın düşmanı yerine koymuyoruz. Onlar kendi hatalarını anladıklarında hiç kimse onların Özbekistan' ı n geleceği için çalışmasına mani olamayacaktır. Sayın Muhammet Salih konusunda ise o da diğerleri gibi aynı yolu izleyebilir. Ama bunun için önceden şartlar koşmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Her şey şartlar ve Devlette yüksek mertebeye sahip olma konusundaki davalar olmadan gerçekleşmelidir. Sayın Alpaslan Türkeş, her şeyin Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve mevzuatlarına göre olması gerektiğini siz de çok iyi biliyorsunuz."
Altında kendi imzası olan bu satırlardan anlaşılmaktadır ki Kerimov, bu siyasi rakibinden kurtulmaktan başka bir şey düşünmemektedir...
Mehmet Tutuncu
Özbekistanlı şair ve siyasetçi Muhammed Salih'le şiirden siyasete 'ŞİİR BİZİM GİZLİ DİLİMİZDİ'
26.03.1994, Türkiye
İrfan Ülkü
Muhammed Salih, eski Sovyetler Birliği'nde ve Türk Cumhuriyetlerindeki şöhretini teperek Özbekistanda Türkçü ve demokrat bir yonetimin iş başına gelmesi için ERK Demokrat Partisi'ni kurup siyasete atılmış ve bu yüzden ağır baskıları göğüslemek zorunda kalmış bir şair,yazar ve gazeteci. Bugün Türkiye'de sürgünde yaşayan değerli şairi ziyaret ederek şiir ve siyaset üzerinde konuştuk.
Bir zamanlar şimdiki Cumhurbaşkanı Kerimov'a karşı Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan Muhammed Salih, Özbekistan'ın Türkiye modelinden Çin modeline kaymasını önlemek ve demokrasiye geçmesini sağlamak için şiire ara vererek siyasete atıldığını söylüyor ve bu durumunu bir şu mısralarıyla anlatıyor:
''Eğer yere fırlatmasalardı beni böyle, Nasıl sıçrardım gökyüzüne?''
Muhammed Salih kimdir?
1949'da Özbekistan'ın Harezim vilayetinde doğan Muhammed Salih,yüksek öğrenimini Taşkent ve Moskova'da tamamladı. İlk şiir denemelerini öğrencilik yıllarında yaptı. Özbekistan'da Sovyet baskısına ve komünizme karşı edebi alanda bir mücadele başlattı. Gazetecilik, senaristlik ve 1988-1991 yılları arasında Özbekistan Yazarlar Birliği başkanlığı yaptı, milletvekili seçildi. Siyasi dernekler kurdu, 1991'de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kerimov'a karşı adaylığını koydu. 1992 yılında baskılar sonucu yurdunu terketmek zorunda kalan şaiir, bir süre Azerbaycan'da oturduktan sonra Türkiye'ye yerleşti (1992)
Tiyan-Şan
Şu anda ERK Partisi'nin genel başkanı olarak Özbekistan'ın demokrasiye kavuşması için mücadelesine devam eden Muhammed Salih'in on iki şiir kitabı ve fikri eserleri bulunuyor. Yunus Emre'yi Özbek Türkçesine aktaran Salih'in metaforik ve sembolik unsurlar taşıyan şiiri, Türkistan Türklüğü'nün tarihini, kültürünü ve coğrafyasını zengin imajlarla anlatan bir şiir:
''Tam bin yıldan beri oruç tutan ama iftar yapmayan/Türk sergerdesi/Tiyan-Şan...''
Muhammed Salih, şiirinde önemli bir kavşak noktası olarak kabul edilen ''Tiyan-Şan'' hakkında şunları söylüyor:
'' Şiirim,Türk tarihinin şahidi Tiyan-Şan dağlarına bir çağırıyla sona erer: 'Haber gönderin orucunu bozsun, çünkü iftar zamanıdır''. Türklük, şimdiden sonra oruçluluk sembolüyle anlatılmak istenen durumdan çıkmaya, iftar için hazırlanmaya başlamıştır''.
Metaforistler
Özbekistan'lı edebiyat tenkitçileri tarafından Muhammed Salih'in şiirinde metaforik inceliğin ve süzülmüşülüğün zirvesi sayılan '' Karga 300 Yıl Yaşar'' şiirinde ise, ortalama ömrünün toplam üç yıl olduğu ilmen ispat edilen karga, son üç yüz yıllık Türk tarihinin canlı şahidi olarak karşımıza çıkıyor. Karganın kanat çırpışlarıysa bu tarih kitabının açılıp kapanan yapraklarıdır:
''Kar kar deyip karda sekip/kar kar diyorsun uçarak yukarılara/İnsandan hep hakaret görüp neden/Karı kargışlıyorsun karga!/Bana geçmişten bir hikaye anlat,/Uçup giden tarih kitabından/O uçan,canlı kitaptan karga''.
Ülkesinde metaforist şiir akımının öncülerinden olan Muhammed Salih, şiirde kapalılığı niçin tercih ettiği şöyle açıklıyor:
''Ülkemde Metaforistler denen şairlerin lideriydim. Sovyet baskısı altında, fikirlerimizi üzeri örtülü olarak verebilmek için kullandığımız bir metoddu. Bir bakıma şiir bizim gizli dilimizdi. Ben şiirlerimde Lenin'in, sosyalizmin adını bir kere bile anmayan tek şairim. 1996'dan bu yana şiir yazıyorum. Bugünse Özbekistan'ın gerçek bağımsızlığı ve demokratik, milli bir düzene kavuşması için mücadele veren bir siyasetçiyim. Onun için bir denge işi olan şiire ara verdim''.
Muhammed Salih, Türkiye'de tanınması, tanıtılması gereken bir Türk şairi.
Özbekistan'da milli hareketin önde gelen ismi Muhammad Salih: “Milliyetçilik politika değil, ülküdür”
20.04.1994, Ortadoğu
Hazırlayanlar: Mustafa RUŞEN, Mehmet KOCA
Sn Muhammed Salih biraz Özbekistan'dan ve Türk dünyasının genel durumundan bahseder misiniz?
-Özbekistan, Türkistan' ı n merkezi. Ruslar son 70 yıl içinde Türkistan' ı parçalara ayırıp 4 cumhuriyet yaptılar. Herbir cumhuriyette olduğu gibi coğrafi bölge isimlerini esas alıp yepyeni milletler ortaya çıkarmaya çalıştılar. Bugün 4 Türk cumhuriyetinin bayrağı BM'de göndere çekildi. Özbekistan gelecekte gerçek bağımsız, edemin bir milli devlet olursa, demokratik bir cumhuriyet kurulursa çevresindeki Türk cumhuriyetle ne de iyi örnek olacak, onlar da Özbekistan' ı n yolunu izleyeceklerdir.
Özbekistan, nüfus ve ekonomik imkanlar açısından da güçlü bir cumhuriyettir. Türkistan' ı n siyasi bir birlik durumu olur mu olmaz mı bilmiyorum. Şu anda bir şey diyecek durumda değilim. Yalnız dil-milliyet-kültür ve tarihi müştereklerde birleşmede yeterlidir bizim için.
Türk cumhuriyetleri önce kendilerini tanımalı. Ruslar Pan-Türkizme (Turancılığa) karşı ilk savaşı Özbekistan'da başlattılar. Çünkü Özbekistan gerçek Türk birliğinin gerçek milli şuurun merkezidir. Geostratejik olarak da önemli bir konumdadır. Türk birliği ülküsünün de birleştirici olarak olan Özbekistan'dır.
Günümüzde bazıları Türki halklar diyorlar, Arabi halklar, Fransi halklar deniliyor. Bu yanlıştır. Moskova, Batı, Amerika doğudaki Müslümanlara Türk devletlerine ilgi ile bakıyorlar. Çünkü menfaatleri var, bizim de var. Bu dengeyi sağlam politikalar üzerine oturmak lazım. Milliyetçilik politika değildir, ülküdür, politika için azık olabilir, güç verebilir. Millet için çalışmak, milleti sevmek her insanın, politik düşüncesi ne olursa olsun asli görevidir. Milliyetçilik politika değil mefkuremizdir. Politikamız için, milli devlet kurmamız için itici güçtür.
Özbekistan' ı n bugünkü durumunu anlatır mısınız?
-Özbekistan ağır dönem geçiriyor ve bunu da normal kabul ediyoruz. Müstemlekeden çıkmış bir ülkenin aniden güzel bir hayata girmesi mümkün değildir. Yavaş yavaş olarak iyiye gidiş. Bugün için iktisadi kalkınma mümkün değil. 10 yıl sonraki hayatımız için bugünden yeni temeller atmamız, reformlar ortaya koymamız lazım. Bugünkü hükümeti bu ıslahatları yapamadığı için eleştiriyoruz. Eski sistemin koruyucularını statükocuları millet düşmanı olarak suçluyoruz. Sırf kendi menfaatleri için sürdürdükleri zulüm sistemini değiştirmek istemiyorlar.
Ama mutlaka bürgün sistem değişecek kendileri ditecekler.
Demokrasi anlayışında hangi noktaya gelindi?
- Rusya hangi noktaya geldiyse biz de o noktaya geldik. Rusya imkanı bulsa biz de bulacağız. Bizde muhalefet Baltık Cumhuriyetiyle aynı zamanda oluştu (1988'de). Millet kendisini anlamıştır. Demokrasi kültürünü, Pazar ekonomisini en iyi uygulayabilecek bir milletiz. Bugünkü yöneticilerin Kerimov'un kendisinin, demokrasiye hazır olmaması söz konusu.
Rus emperyalizmi bile yüzyıla yakın komünizm uygulaması ile bizde Pazar ekonomisini ötüremedi. Özbek halkı müteşebbistir. Komünizm döneminde bile kolhoz çalışanları olarak Özbek Türkleri gizli gizli özel üretim işleri yaptılar.
Türkiye'den neler bekliyorsunuz?
- Türkiye'den çok şeyler bekliyoruz. Bugüne kadar Türkiye iyi işler yaptı. Yalnız Özbekistan'daki iktidar politik yönden desteklemesi bizi zor duruma soktu. Biz iktidar için değil, millet için destek bekliyoruz. Türkiye, Özbekistan yöneticilerine, demokrasi, haberleşme hürriyeti. Partileşme olmadan iktisatta iyileşme olmayacağını anlatmalı.
Rusya'nın durumunu nasıl görüyorsunuz, yeniden toparlanabilir mi?
- Rusya, 10 yıl içinde kendisini toparlayamaz, buna imkanı yok. Ekonomik ve siyasi potansiyel olarak gücünü tüketti. Askeri gücü de ekonomik gücüne bağlıdır.
Rusya yalnız devletçilik zihniyeti bakımından tehlikeli olarak kalacak. Sömürgeci hayallerini üzerinden atabilecek kadar bir halk şekline girmedi. Ama yine de Ruslarla ilişkilerimizi iyi tutmamız lazım. Fakat bu arada müteyakkuz olmayı bırakmamalıyız. Önümüzdeki 4 yılı toparlanma süresi olarak kullanmalıyız ve devlet olarak şekillenmeliyiz. Türkistan jeopolitik olarak 2 büyük devlet Çin ve Rusya arasında yaşıyor. İki büyük devlet arasında yaşamak çok zor. Onun için mutlaka Türkistan güçlü olmalıdır.
Özbekistan' ı n doğal kaynakları var, nüfuz gücü var, işçi gücümüz var. İktisadi reformlar üzerine çalışmalıyız, küçük sanayi kuruluşlarına toprak reformuna önem vermeliyiz. Nüfuzumuzun % 70'i köylerde, çalışanların %36'si tarımda çalışıyor.
Turancı düşünceye nasıl bakıyorsunuz?:
- Bizler az konuşup çok iş yapmamız lazım. Bu tür düşüncelerimizi bir hak olarak kimseden talep etmemeliyiz. Bu bizim tabii hakkımız. Butun Türklerin birleşmesine kim karşı. Öncelikle biz karşı gibiyiz, bunu ortadan kaldırmamız lazım. Avrupa birleşiyor, başka ırklar birleşiyor da biz niye birleşmeyelim, bu bizim en doğal hakkımızdır.
Sn. Muhammed Salih bey sizin bir şair, edebiyatçı olduğunuzu biliyoruz. Şiirle aranız nasıl?
- 10 yıl önceye kadar politika dışında bir insandım. Şiirlerimde politika yoktur. Çünkü şiir yüksek ruhtur. Sessizliği sever, şiir temizdir, doğadır, tabattir, güzelliktir. Bu güzelliklerle dolu işi politik reklamda kullanmadım. İnsan kalbinde sessizlik ebediyet lazımdır. Siyaset ise bugünün işidir. En kara iştir, şiir gibi temiz değildir. Huzuru sükûneti sevmez...
Öbekistan'da diktatörlük (I-II)
(21.04- 01.05) 1994, Türkiye
M. Necati Özfatura
...Diğer Ortaasya Türk Cumhuriyetlerinde kısmen de olsa demokrasi ve insan hakları konusunda gelişmeler olurken, Özbekistan'da Sovyetler Birliği dönemini bile aratacak şekilde diktatör bir idare kurulmuştur. Ve Özbekistan diğer Türk cumhuriyetlerinden tecrit edilerek bir nevi izolasyon ortamına gidilmektedir. Özbekistan her gün hızla Moskova'nın kölesi olmaktadır. Özbekistan ile Rusya arasındaki ikili anlaşma ise Özbekistan'ın Rusya'ya tam teslimidir. Özbekistan'ın savunması ve kurulacak ordunun idaresi Rusya'ya devredilmiştir. Özbekistan'ın her geçen gün kötüleşen durumunu muhalefet olan Erk Partisi Genel başkanı - Muhammed Salih'in Özbekistan Devlet Başkanı Islam Kerimova yazdığı açık mektup da bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmaktadır. ‘'Siz, tarihi bir dönemeçte ülkenin yönetimindeydiniz... Bir buçuk asırdır ülkemizin elini kolunu bağlayan müstemleke zincirinden kurtulduk. Ne yazık ki Özbekler bu şansa sizin yardımınızla değil bilakis sizin isteğinize karşı olarak ulaştılar. Zira siz ve sizin gibi komünist yöneticiler Sovyet İmparatorluğu'nu son ana kadar sürdürmek için uğraştınız. Halkımız bu gerçeği henüz unutmuş değil. Fakat bu mektupta bunlardan söz etmek istemiyorum. Bugün sizin uyguladığınız siyaset Sovyet devrinde uygulanan ikiyüzlü siyaseti bile fersah fersah geride bırakmış durumdadır... Halk müstakilliği büyük bir coşku ile karşılamıştı. Fakat bu sevinmemiz boşunaymış. Çünkü Özbekistan müstakil olduktan sonra siz, tamamen mesuliyetsiz bir politika yürütmeye başladınız. Beş yüz kişilik parlamentoyu, halkın seçtiği beşyüz parlamenteri birer kuklaya çevirdiniz. Bu parlamentonun çoğunluğu uygun ortam buldukları takdirde halkına hizmet etmeye hazırdı. Siz onların sesini boğdunuz. Anayasa gereği siz onların önünde hesap vermek zorunda iken, onlar size hesap verecek hale getirildi. Siz seçim denilen olay mahvettiniz. Sovyet dönemindeki seçim sistemi bile sizin için fazla demokratik geldi ve neredeyse en küçük kolhoz yöneticilerini dahi kendiniz tayin eder hale geldiniz.
Siz cumhuriyet matbuatını yokettiniz, sansür sebebiyle sizin dışınızda başka birisinden bahsetmek hayal bile edilemez. Radyo ve televizyon yalnızca sizin meth-ü senanızı yapmakla görevli garip kuruluşlar haline geldi. Bugün ''devlet" olduğunu iddia ettiğiniz yapı asla bir ''devlet'' değildir. Bütün Özbekistan'da ''devlet'' demek ''Devlet Güvenlik Komitesi'' (KGB), ''Polis Örgütü'' ve ''savcılık, mahkeme düzeni'' olarak anlaşılmaktadır. Bu üç kuruluş ise devlete değil, yalnızca sizin şahsınıza hizmet etmektedir. Bugün Özbek vatandaşları hırsız ve soygunculardan değil, aksine, Özbekistan KGB'sinden korkmaktadır. Vatandaş, mafyadan şikayet ederek devlet mahkemelerine müracaat edecek yerde devlet mahkemelerinden şikayet ederek mafyaya başvurmaktadır. Sizin bugün devlet diye tanımladığınız şey üniformal, elinde tokmak olan ve hiçbir kanun tanımayan saldırgan bir mahluk gibidir. Bu canavarı siz meydana getirdiniz. Sizin emirlerinizle yüzlerce görevli bu mahluka yem oldu. Yine yüzlerce devlet memuru, kendileri istemediği halde kendi vatandaşlarına zulüm yapmaktalar. Normal şartlarda kendi milletine hizmet edebilecek olan bu görevliler, sizin yönetiminizde sizinle suз ortağı haline dönüştüler. Bütün bunlara rağmen siyasi muhalefet, sizin uyguladığınız baskılara paralel olarak gelişmekte ve güçlenmektedir. Siz uygulamada muhalefeti iki alternatifle karşı karşıya bıraktınız. Ya sizin baskı ve zulüm politikalarınızı destekleyecektik, ya da onlara karşı ciddi bir mücadele başlatacaktık. Biz, ikinci yolu tercih ettik. Çünkü insanların ezilip tüm haklarının elinden alındığı, adaletin yok edildiği, milletin bağımsızlık yerine toplumu köleleştirici politikaların uygulandığı bir düzene destek olmak ''millete hıyanet etmek'' olacaktı. Siz bizi, yani muhalefeti ''rejim düşmanları" ilan ederek suçluyorsunuz. Fakat bu suçlama, kendi halkınıza, ''Siz henüz hürriyete hazır değilsiniz'' şeklinde getirdiğiniz suçlama yanında bir hiçtir... Siz bizi hapislere koyuyorsunuz. Fakat bu, bütün bir milleti köle haline getirmenin yanında bir hiçtir. Unutmayın zafer bizim. Yani Özbek halkının olacaktır Allahü teala takip edilenlerin ve ezilenlerin yanındadır../ Muhammed Salih''
Küs Kerimov'a güvence verildi
24.06.1994, Hürriyet
Özbek muhalefet lideri Muhammed Salih'in Türkiye'de kalmasına izin verilmesi nedeniyle Ankara gezisine küs başlayan Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'a dün, ''Salih'in Türkiye'de siyasi faaliyetine izin verilmeyecek'' dendi. Kerimov'a, Türkiye'nin ülkesine karşı hiçbir faaliyete destek vermeyeceği güvencesi de verildi. Bu nedenle geri çektiği Ankara Büyükelçisi'ni yakın zamanda göndermesi beklenen Kerimov, Çankaya Köşk'ündeki karşılama töreninde Demirel'e ''Demirel Ağa'' diye hitap etti ve ''Aramızı bozmak isteyenler engellenmelidir'' dedi. Özbek heyeti, Türkiye'deki dinci guruplara yakınlığı ile bilinen SİLİM'in açtığı 20 özel okulda yürütülen faaliyetlerden duyulan rahatsızlığı da ilettiler. Kerimov, görüşmelerde Türk zirvesinin İstanbul'da yapılmasını da kabul etti. İki ülke arasında dün resmi görüşmelerden sonra cumhurbaşkanı tarafından ortak bildiri imzalandı. Ayrıca Konsolosluk, Adli Yardımlaşma ve Sivil Havacılık Anlaşmaları ile Dışişleri Bakanlıkları arasında dayanışmayı öngören bir protokole imza kondu.
Kerimov'dan buzları kırma ziyareti
24.06.1994, Milliyet
Resmi bir ziyaret için Türkiye'ye gelen Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'a Türkiye'nin, Orta Asya Cumhuriyetleri'ni etkisi altında alma amacını taşımadığı, ilişkilerin eşitlik ve karşılıklı çıkarlara dayalı olarak yürütüldüğü mesajı verildi.
Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov, iki ülke arasında bir süredir yaşanan soğukluğun giderilmesini amaçlayan resmi ziyaretine dün başladı. İki gün sürecek ziyaret sırasında Kerimov'un en güçlü muhalifi Muhammed Salih'in Türkiye'deki faaliyetlerinden dolayı gerginleşen ilişkilere yeni bir ivme kazandırılması amaçlanıyor. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, dün öğle saatlerinde Ankara'ya gelen Kerimov'u havaalanında sıcak bir şekilde karşıladı.
İki lider daha sonra Çankaya'da birbuçuk saat süren ve sadece Dışişleri Bakanlarının hazır bulunduğu bir görüşme gerçekleştirdiler. Görüşmenin en önemli konularından birini Kerimov'un Türkiye'deki muhalifinin faaliyetleri oluşturdu. Görüşmede Kerimov'a Salih'in Özbek yönetime karşı siyasi faaliyette bulunmasının sözkonusu olmadığı yönünde güvence verildi.
Kerimov, Türkiye'de muhalif istemiyor
25. 06.1994, Milliyet
Resmi bir ziyaret için Ankara'da bulunan Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'a Türkiye'deki muhalifi Muhammed Salih'in siyasi faaliyetlerine kesinlikle izin verilmeyeceği yönünde güvence verilmesine karışın, Salih, Türkiye'den ayrılmadan sorunun ikili ilişkilerde pürüz yaratmaya devam edeceği belirtildi.
Kerimov' la Cumhurbaşkanı Demirel arasında önceki gün yapılan ve yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmelerin ana konusunu Muhammed Salih'in oluşturduğu bildirildi. Kerimov, Salih'in Türkiye'deki faaliyetlerinden duyduğu rahatsızlığı kesin bir şekilde dile getirerek, Salih'in özellikle Türkiye'de okuyan iki bin Özbek öğrenciyle temas halinde olmasına dikkat çekti.
Kerimov'a Salih'in şimdiye kadar resmi makamların kontrolü dışında bazı faaliyetlerinin olmuş olabileceği, ancak faaliyetlerinin sıkı bir şekilde denetleneceği güvencesi verildi. Kerimov'a ayrıca Salih'in Türk resmi makamları tarafından desteklenmesinin kesinlikle sözkonusu olmadığı da söylendi.
Verilen güvenceler ne olursa olsun, Kerimov'un tam olarak tatmin edilmesinin zor olduğunu belirten diplomatik kaynaklar, bu sorunun iki ülke ilişkilerine eskisine göre daha az olmakla birlikte etkilemeye devam edeceğini bildirdiler. Bu ziyaretin gerçekleşmesinin gene de önemli olduğunu belirten kaynaklar, Salih sorununun pürüz olarak kalmaya devam etmesine karşın, en azından ilişkilerde yaşanan gerginliğin giderildiğine dikkat çektiler.
Kerimov, dünkü temasları çerçevesinde Başbakan Çiller tarafından kabul edildi. Türk işadamlarıyla görüşen Kerimov, programda öngörülmemesine rağmen Dış İlişkiler Ekonomik Kurulu'nun (DİEK) verdiği yemeğe katıldı.
İkinci Elçibey vak'ası
04.07.1994, Yeni Hafta
En ciddi rakip Muhammed Salih
Özbekistan Erk Partisi lideri. Aynı zamanda şuurlu bir Türk milliyetçisi olan Muhammed Salih, Özbekistan' ı n Türkiye'yle ilişkilerini geliştirmesini savunuyor. Türkiye'yle ülkesinin ilişkileri konusunda tıpkı Ebulfez Elçibey gibi düşünen Muhammed Salih, bu görüşlerinde dolayı Rus yanlısı Özbekistan diktatörü İslam Kerimov'u boy hedefi haline geliyor...
Anlaşma hukuki mi?
Özbekistan ile Türkiye arasında imzalanan ve suçluların karşılıklı iadesini öngören “Adli Yardımlaşma ve İşbirliği Anlaşması”nın hukuki olup olmadığı tartışma konusu.
Uluslar arası Hukuk uzmanları bu tür anlaşmaların hukuk sistemleri açısından aralarında denklik olan ülkelerce imzalanabileceğini ifade ediyorlar. Türkiye ile Özbekistan' ı n hukuk sistemlerinin birbirlerinden çok farklı olduğunu dile getiren hukuk uzmanları, böyle bir anlaşmanın da hukuki temelinin olmadığını vurguluyorlar.
Şimdi ne olacak?
Hükümetin Muhammed Salih Özbekistan'a iade etmek için hazırladığı ve iki ülke tarafından imzalanan anlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek.
Daha sonra ise Özbekistan eski komünist sistemden kalma alışkanlıkla siyasi lidere bazı adi suçlar isnat ederek iadesini talep edecek. Bilindiği gibi Sovyetler Birliği döneminde rejime muhalif aydınlar ya bir takım adi suçlamalara maruz bırakıyorlardı ya da “akıl hastası”yaftasıyla akıl hastanelerinde alıkonuluyorlardı.
Özbekistan'daki milliyetçi çevreler siyasi liderin iadesi durumunda Van güvenliklerinin tehlikeye gireceğini ısrarla vurgulayarak, Türkiye'nin milliyetçi liderin iadesinden vazgeçmesini istiyorlar.
Rusya bile yapmadı...
Özbekistan'da siyasi rejime muhalif diğer bir kişi olan İslami Rönesans Partisi lideri Muhammed Sadık da can güvenliğini sağlayabilmek amacıyla geçtiğimiz yıl Rusya'ya sığınmak zorunda kalmıştı. İslam Kerimov'un bütün ısrarlı taleplerine rağmen Rusya, İslami Rönesans Partisi lideri Muhammed Sadık' ı siyasi muhalif olduğu gerekçesiyle iade etmedi.
Türkiye'nin şimdi Rusya'nın dahi yağmadığını yaparak Türkiye yanlısı iki milliyetçi lideri iade etmesinin telafi edilemeyecek büyük bir hata olacağı vurgulanıyor.
Kerimov'un en ciddi rakibi Muhammed Salih ise sadece siyasi bir kilişiğe sahip değil. “Türk Milliyetçiliği'nin Bugünkü Meseleleri” isimli makalesinde ciddi bir entelektüel birikime sahip olduğunu ortaya koyarak çoğu kez Türkiye'deki milliyetçi çevrelerden dahi ileri fikirler dile getirmişti.
Muhammed Salih'in Özbekistan'a iadesi durumunda Türk Dünyası aynı zamanda ciddi bir fikir adamını da kaybetmiş olacak.
Özbek muhalif: ‘'Tehdit ediliyorum''
13.07.1994, Milliyet
Gökhan EREN
Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde krize yol açan Özgürlük Partisi lideri Salih, Kerimov'un kendisini öldürmek için üç KGB timini Türkiye'ye gönderdiğini ileri sürdü
Özbekistan Özgürlik Partisi (ERK) lideri Muhammed Salih'i Türkiye'nin yedinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Özbekistan'a yaptığı ziyareti sırasında cezaevinden kurtarmıştı. ‘'Vatana ihanet'' suçuyla cezaevinde bulunan Salih'in serbest bırakılması için İslam Kerimov'u ikna eden Özal, daha sonra kendisini Türkiye'ye davet etmişti.
Özal'in Özbekistan'dan ayrılmasından sonra polisin kendisini tekrar gözaltına almak istemesi nedeniyle Bakü'ye kaçan Muhammed Salih, Haziran 1993'de de Türkiye'ye geldi. Özbekistan'da demokrasi savunuculuğuyla tanınan Özgürlük Partisini Türkiye'den yönetmeye başlayan Salih, son dönemlerde Türkiye-Özbek ilişkilerinde krize yol açtı. Öyle ki, Salih'e göre Kerimov, son gezisinde ‘'Türkiye'den kellesini'' istedi.
Türkiye'deki faaliyetleri nedeniyle Ankara büyükelçisini geri çeken Özbekistan devlet Başkanı'nın, kendisini öldürmek için üç kez KGB suikast timi gönderdiğini ileri süren Muhammad Salih, ‘'Sık sık telefonda ölüm tehdidi alıyorum. Kerimov, son olarak beni öldürmeleri için KGB'den Albay Victor Bakudinov ve Yarbay Uraim Aripov'u gönderdi. Ancak KGB'de de, hükümette de bize sempati duyanlar var. Anında bu tür gelişmelerden haberdar oluyoruz. Böylece saldırılardan korunuyorum'' dedi.
Özbek halkının demokrasi geleneğine sahip olmasına karşın komünizmin, yöneticiler sayesinde yaşatıldığına değinen Salih, ‘'Kerimov, halkın bizi desteklediğini biliyor. Türkiye'yi beni iade etmesi için sıkıştırıyor. Gücünü KGB ve Özbekistan İçişleri Bakanlığından alıyor. Ancak hükümet çürümeye başladı'' diyor.
Türkiye'nin demokratik bir ülke olması nedeniyle kendisini tehlikede hissetmediği belirten Salih, Türkiye'nin Kerimov ve kendisine karşı oldukça dengeli bir politika yürüttüğünü söyledi. Muhalif, ‘'Kerimov son ziyaretinde Türk yetkililere sitem etti. ‘'Sizin muhalifiniz benim ülkemde olsa size iade ederim'' diyor'', dedi.
Kerimov'un, iki çocuğunu Türkmenistan'a sürgüne gönderdiğini belirten Salih, Özbekistan' ı n Ankara Büyükelçisini geri çekmesinin Türkiye'ye tepki nedeniyle yapılmadığı görüşünü savundu ve ‘'Özbekistan' ı n Ankara Büyükelçisi bizi destekliyordu. Bu nedenle görevinden alındı. Ancak yakında Özbekistan'da insanlar sokaklara dökülecek ve demokrasiyi zorla da olsa elde edecek'' dedi.
Özbekistan'la gizli kriz
13.07.1994, Milliyet
Barçın Yinanç
Kardeş ülkeler olarak nitelendirilen Orta Asya Cumhuriyetleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalışan Türkiye'yle Özbekistan arasında gizli bir kriz yaşandığı bildirildi.
Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'un muhalifi Muhammed Salih'in, Türkiye'deki faaliyetlerinin, Türk-Özbek ilişkilerinde yaklaşık üç ay önce ciddi bir krize yol açtığı öğrenildi. Kamuoyundan gizlenen krizin, Kerimov'un, Türkiye'nin Salih'i el altından desteklediği sanmasından kaynaklandığı, buna tepki olarak da Ankara büyükelçisi Ubaydullah Abdulrezzakoğlu'nu geri çektiği öğrenildi.
Kerimov'un iki hafta sonra Türkiye'yi ziyareti öncesinde Milliyet'in ortaya çıkardığı kriz, Muhammed Salih'in Türkiye'ye yerleşmesiyle başladı. Diplomatik kaynaklar, Özbekistan'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kerimov'dan sonra en çok oy alan Salih'in, yönetimin muhalefet üzerindeki baskısından kurtulmak için Türkiye'ye yerleştiği bildirildi.
Kaynaklar, Özbek Cumhurbaşkanı'nın Salih'in Türkiye'ye yerleşmesine izin verilmesine kızdığını, bir süre sonra da Türkiye'nin Salih'i kendisine karşı el altından desteklediği düşüncesine kapıldığını belirtti. Edinilen bilgilere göre Salih'in Türkiye'de okuyan Özbek öğrencilerle temasa geçmesi bardağı taşmasına neden oldu ve Kerimov, Türkiye'ye tepkisini göstererek, Ankara Büyükelçisini geri çekti.
Yaklaşık üç ay önce yaşanan krizin Türkiye'de okuyan Özbek öğrencilere de yansıdığı, öğrencilerin bu yılki öğrenim dönemi biter bitmez, ülkesine dönme talimatı aldığı öğrenildi.
Kriz nedeniyle bir süredir Türk-Özbek ilişkilerinde soğukluk yaşandığını belirten yetkililer, bu dönem içinde Özbekistan' ı n Rusya'ya yakınlaştığını vurguladı.
İlişkilerde soğukluğun giderilmesi için üst düzey bir temasın kararlaştırıldığını kaydeden yetkililer, bu yöndeki çabalar sonucunda Kerimov'un 21 Haziran'da Türkiye'ye resmi ziyaretinin sağlandığını bildirdi. Türkiye'nin Salih'i desteklemesinin söz konusu olmadığını vurgulayan konuya yakın kaynaklar, ancak Türkiye'den kovulmasının da mümkün olamayacağını vurguladı.
Kerimov'un ziyareti sırasında Türkiye'nin tutumunun açıkça anlatılacağı, ve buzların eritilmesine çalışılacağı bildirildi.
Onurlu mücadele
20. 07. 1994, Sabah
Sedat Sertoğlu
Demokrasi için mücadele etmek, onurların en büyüklerinden biridir...
Ve bir avuç Özbek, ülkelerini Kerimov'un diktasından kurtarmak için böyle onurlu bir mücadele içine girdiler...
Bu mücadeleyi de ülkemizden yönetiyorlar. Özbekistan'ı içinde bulunduğu dikta rejiminden kurtarıp, demokrasi kayığına bindirmek çabasındaki bu insanların lideri Muhammed Salih..
Buna karşılık geçtiğimiz günlerde ülkemizi ziyaret eden Özbekistan lideri İslam Kerimov, Muhammed Salih ve arkadaşlarının derdest edilerek bir uçağa konup, Taşkent'e gönderilmelerini istedi. Ankara buna kibarca ''Türkiye bir hukuk devletidir bu nedenle de hayır'' cevabı verirken, Kerimov'a da ayrıca, ''Demokrasinin erdemleri'' konusunda nutuk çekildi.
Muhammed Salih ise,Türkiye'nin Özbekistan ile ilişkisini bozmamak için artık geri planda kalacak. Çünkü bizim Dışişleri kendisine'' Gazetecilerle görüşme'' demiş. Muhammed Salih ve arkadaşları üzerinde baskıyı artırırsak, yakında Türkiye'yi terketip mücadelelerini bir başka ülkede sürdürebilirler. Bu da Türkiye'yi ''Bir diktatörü desteklemek'' gibi hiçte hoş olmayacak bir görüntüye itebilir.
Diplomasi mesleğinin incelikleri arasında,böyle durumlardan başarı ile çıkmak önemlidir. Yoksa ''Sorunları çözmek için okulları kapatmayı düşünen Milli Eğtim Bakanı'' mantığına düşebiliriz ki,bizim Dışişlerine bu yakışmaz.
Kaldı ki, Dışişlerinin haberi var mı bilmiyorum, ama, bir süre önce Özbekistan KGB'sine mensup kişiler Türkiye'ye gelerek Muhammed Salih ve arkadaşları konusunda inceleme yapmışlar.
Özbek KGB'sinin eski Sovyet KGB'si yöntemlerini uyguladığını bilen biliyor zaten. Türkiye, Özbekistan KGB'sinin yol geçen hanı olmamalı...
Özbekistan muhalefet lideri
Türkiye'den ayrılıyor
22.07.1994, Hürriyet
Erol Çönemç
Özbekistan lideri İslam Kerimov'a karşı muhalefet yürüten Muhammed Salih, bir ay içinde Türkiye'den ayrılacak
Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov'a karşı muhalefet hareketini bir süredir İstanbul'da sürdüren, Demokratik ERK Partisi lideri Muhammed Salih'in bir ay içinde Türkiye'den ayrılacağı açıklandı Muhalefet hareketini Türkiye'nin dışında bir ülkede daha etkin biçimde sürdüreceği belirtilen Salih'in, Türkiye'de yürüttüğü siyasi çalışmalarını durdurduğu belirtildi. Özbekistan, bir süre önce Ankara'yı bu konuda şerit biçimde uyarmıştı.
KGB İstanbul'da
ABD büyükelçisiyken, bu ülkeye iltica eden eski Adalet bakanı Muhammed Babür Malik İstanbul'a gelerek Muhammed Salih'e, muhalefet hareketine katıldığını bildirdi. ABD'den dönmeden önce, Özbekistan'daki son gelişmelerle Hürriyete açıklama yapan Muhammed Babür Malik iki KGB ajanının Salih'i öldürmek üzere İstanbul'a geldiğini ileri sürerek, ”Bu gelişmelerden sonra, Salih'in burada kalması mümkün değil. Türkiye'yi bir ay içinde terk edecek” dedi... Özbekistan' ı n tüm Orta Asya'yı etkileyecek boyutta son derece tehlikeli siyasi bir krize doğru gittiğini ileri süren eski Büyükelçi Babur Malik “Halk hareketi başlar, insanlar sokaklara dökülürse kan gövdeyi götürecek. Tacikistan'dan daha kötü bir durum ortaya çıkacak” dedi...
İç savaş tehlikesi
Özbekistan'da son bir haftadır gayri resmi olağanüstü hal uygulandığını, tüm polis ve KGB'nin ülkenin önemli noktalarını kontrol altında tuttuğunu ifade eden Malik şunları söyledi.
“Turkiye'de okuyan 2 bin Özbek öğrenci geri çağırıldı. Bunlar KGB tarafından teker teker sorgulanıyor. Muhammed Salih'in yerini öğrenmeye çalışıyorlar. Muhalefet hareketine katılıp katılmadıkları soruluyor. 17 Temmuz'da ülkenin güçlü adamlarından Ethem FazılBekov, Kerimov tarafından görevden alındı. Özbekistan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mavlan Umurzakov
ERK Partisi'nin dört milletvekili tutuklandılar. Muhammed Babür Malik, Özbekistan ve Orta Asya Müftüsü Muhammed Sadık, Muhammed Salih hakkında vur emri çıkarıldı. Özbekistan, halk ayaklanmasına ve iç karışıklığa gebedir”.
Çetin'in dış poitikadaki son “zaferi”
27.07.1994, Günaydin
İki ay önce Dışişleri Bakanımız Hikmet Çetin, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'u yumuşatmak için ve öfkelendiği “kardeş” Türkiye'ye davet etmek amacıyla Taşkent'e gitmişti. Kerimov-Çetin görüşmesi başladı. Özbekistan Cumhurbaşkanı Hikmet Çetin'e kırgın bir tavırla şu sözleri söyleyiverdi:
“Ben Süleyman Ağabey'in (Demirel) bir düşmanı buraya gelse 24 saat içinde tutuklayıp uçakla kendisine teslim ederim. O neden benim düşmanımı bana teslim etmiyor?” Kerimov'un kastettiği, bir yıl önce kendisine karşı Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan şair, yazar ve ana muhalefet partisi ERK'in Türkiye'de sürgünde yaşayan lideri Muhammed Salih idi. Hikmet Çetin tam bir saat Kerimov'un bu konuda söylediklerini dinledi ve kendisine söz verdi.
“Sayın Başkan bu konuları dönünce halledeceğim” Cumhurbaşkanı Demirel, Çetin'in “ İ sterseniz Salih'i Türkiye'den gönderelim “sözlerine karşı çıktı. Ancak ne hikmetse aynı günlerde Hikmet Çetin ve Dışişleri Bakanlığına yakın bir gazetemizde “Kimdir bu Muhammed Salih? Türkiye – Özbekistan ilişkilerini bozuyor” şeklinde Çetin'in bakanlığına atfen yazı ve haberler peşpeşe yayınlanmaya başladı. Türk Dışişleri, Türk Dünyasında ünlenmiş, Türkiye'ye bağlılığı yadsınamaz, üstelik hayatında bir kez bile Komünist Partisi'ne üye olmamış bir muhalefet liderini sığındığı Türkiye'den kovmak için kamuoyu yaratmaya çalışıyordu. Sonuçta, Salih Türkiye'de kaldı ama Dışişleri kendisine sürekli “Ya hiçbir şeye karışma, demeç verme, yerinde otur, ya da başka bir ülkeye git” diye haber yollamaya başlayınca kararını verdi. Şimdi Salih gönlüyle, yüreğiyle bağlı olduğu ikinci vatan saydığı ülkemizden ayrılmaya hazırlanıyor.
Bu anlattığımız olay, Sayın Çetin'in dış politikadaki bakanlıktan ayrılmadan önceki son zaferi olsa gerek(!) diye düşünüyoruz. Hikmet Çetin için basınımızdan koro halinde yükselen övgüleri şimdilik bir kenara bırakalım. Gerçekten basınla en iyi ilişkiyi kuran Dışişleri Bakanıydı. Ne var ki bu Çetin'in yanlışlarını örtmeye yetiyor mu? Çiller ve Karayalçın neden kendisini değiştirmek istiyorlar? Kanımızca asıl cevaplanması gereken soru budur.
Şu yukarıda verdiğimiz Muhammed Salih örneği, Sayın Başbakanı rahatsız eden örneklerden sonuncusudur. Hikmet Çetin'in iki buçuk yıldır Türk Dışişlerini istediği gibi yönetmektedir. Ancak bu yönetim Türkiye'nin, SSCB dağılıp uluslararası dengeler değiştikten sonraki yönetim vizyonuna, stratejisine uygun bir yönetim olmamıştır ve Türkiye'ye koskoca bir iki buçuk sene kaybettirmiştir. Bunun da en önemli sorumlularından birisi Hikmet Çetin'dir. Bir sürü örnek verebiliriz ama Ermenistan'a buğday yardımı yapılması, sanırız en çarpıcı örnektir ve Türkiye'nin sicilinden öyle kolay kolay silinecek bir olay değildir.
Azeri kardeşlerimiz Karabağ'da Ermenilerle savaşıp şehit düşerlerken, Ermeniler çoluk-çocuk ve kadınların burunlarını, cinsel organların keserek katliamlar düzenlerken, Türkiye'nin Dışişleri Bakanı, Ermenistan'a buğday yardımı gönderilmesi için çalışmıştır ve başarmıştır da.
Bugün Azerbaycan'daki yediden yetmişe kime sorarsanız sorun, verecekleri cevap “Hikmet Çetin Ermenistan'a yardım etti“ değil, “Türkiye Ermeni'ye yardım etti” şeklinde oluyor. Hikmet Çetin'in dış politikadaki büyük zaferlerinden birisi de budur ve tarihe geçmiş bir zaferdir doğrusu. Bütün bu davranışlar Hikmet Çetin'in Sovyetler Birliği sanki yıkılmamış gibi davranmasından kaynaklanıyor. Maalesef bu yanlış politika Sayın Cumhurbaşkanımıza da sirayet etmiştir.
Ya KKTC ve Sayın Denktaş'la ilgili olarak özel sohbetlerinde köşe yazarlarına, gazetecilere söylediği sözler, ya Kıbrıs ile ilgili olarak Denktaş'a karşı takınılan soğuk tavır, halkıyla bütünleşemediği suçlamaları. Örnekler sayılamayacak kadar çok, Türkiye'nin geleceğine verilen hasarın tespiti ise uzun sürer.
Muhammed Salih: ‘'ERK Partisi Türkiye'de değil Özbekistan'da mücadele veriyor''
(8-14) 08.1994, Yeni Hafta
İsmail Cengiz
Yeni Hafta gazetesinin 25-31 Temmuz tarihli nüshasında, Abdurahim Polat'in, Özbekistan'daki muhalefet hareketleriyle ilgili açıklamaları üzerine bir açıklama yapan ERK Partisi lideri Muhammed Salih, ”Ben çaresiz ve küçük insanlarla değil, Özbekistan'daki diktatörlük rejimiyle savaşıyorum” dedi. Salih, ifadeleri üzüntüyle karşıladığını da belirtti.
Birlik Hareketi kurucularından Dedehan Hasan da açıklamasında, Abdurahim Polat' ı Birlik Hareketi'ne Muhammed Salih'in getirdiğini söyleyerek “M. Salih şimdi hatasının cezasını çekiyor” dedi. Hasan, Özbekistan'da ERK üyelerinin yıllardır saldırıya uğradıklarını belirterek, Polat' ı n yarılan kafasının iki yıldır reklamını yaptığını ileri sürdü.
1988 yılında Muhammed Salih, Ahmed Azam, Dedehan Hasan ve Hazır Elem tarafından kurulan Birlik Hareketi'ne 1989'daki kongresinde genel başkanlığa M. Salih tarafından aday gösterilen Abdurahim Polat seçildi. Ancak altı ay sonra Birlik'ten istifalar başladı. İstifa edenler Muhammed Salih liderliğinde ERK Partisi'ni kurdular.
Polat' ı n, Muhammed Salih'in Kerimov'u desteklediği yolundaki açıklaması, Erk Partisi'ni yıpratmaya yönelikti. Ancak, bu açıklamalar muhalefetin Erk çatısı altında birleşmesine engel olamadı.
Erk Partisi, bütün çalışmalarını Özbekistan'da yürütüyor. Özbekistan dışında herhangi bir çalışması olmayan parti, Kerimov'a karşı mücadele veriyor.
Abdurrahim Polat, Yeni Hafta'daki açıklamasında, Türkiye'ye tedavi olmak üzere geldiğini söylüyor. Bu Polat' ı n Özbekistan'dan mecburen kaçmadığını, kendi isteğiyle geldiğini gösteriyor. Yani mücadele için değil tedavi için gelmiş. Polat, Yahudilerin oyunlarına gelerek Muhammed Salih ve arkadaşlarının totaliter rejime karşı sürdürdüğü mücadeleye zarar vermektedir.
Muhammed Salih'in, Kerimov ile birlikte hareket ettiği yalandır. Gerçek, baskılara, KGB'ye, tutuklamalara rağmen mücadelesini sürdüren ve ayakta kalan tek örgütün ERK Partisi olduğudur. Kişi olarak her şeye rağmen mücadeleyi sürdürenlerin başında da Muhammed Salih gelmektedir. 1991 yılında istifa eden ve üç yıldır evinde göz hapsinde tutulan Özbekistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mirsaidov da Muhammed Salih ile birliktedir.
Özbekistan' ı n Türkiye Büyükelçisi, sabık Dışişleri Bakanı Ubeydullah Abdurezzak, M. Salih'i desteklediği için görevinden alınmıştır. ABD Büyükelçisi ve sabık Adalet Bakanı Muhammed Babur Malik de ABD'ye iltica ederek Muhammed Salih'in mücadelesine katılmıştır. Kerimov yüzünden ülkesini terketmek zorunda kalan Özbekistan Müftüsü Muhammed Sadık da ERK teşkilatı içindedir. Özbekistan Medeniyet Vakfı Başkanı yazar Mehmed Ali Mahmud da ERK Partisini desteklemek suçundan tutuklanmıştır. Kısacası, Polat Türkiye'de tedavi için keyif sürerken, Muhammed Salih ve dava arkadaşları mücadelelerini sürdürmektedirler.
Bir milletin özgürlüğü için her ne pahasına olursa olsun mücadele sürdürülmelidir. Polat' ı n ifade ettiği gibi diktatör komüniste karşı elbette ‘'gizli örgüt'' kurulmuştur. Bunu saklamaya gerek yok, çünkü Kerimov'un kendisi bunu her yerde ifade etmektedir. Evet, gizli bir vardır ve gizli örgüt Özbekistan'dadır. Bu örgütün üyeleri özgürlüğe susamış, insanca yaşamayı arzulayan 22 milyon Özbek halkıdır.
Polat'in komünistlerle birlikte hareket etmekle suçladığı Muhammed Salih, hayatında komünist Partisina üye olmamıştır. Ancak Polat, bu Partinin faal üyeliğini yapmıştır.
Muhammed Salih' ı n Özbekistan' ı n bağımsızlığa kavuştuğu günlerde Kerimov yönetimine destek olduğu iddiası bir derece doğrudur. Çünkü Salih, ‘'ben bir antikomünistim ama komünistler ayrı ırktan insanlar değildir. Onlar da bizim insanımızdır, Özbektir'' diyerek bu insanların ‘'hür Özbekistan'' için çalışmalarını arzu etmiştir.
Muhammed Salih, 1990 da Bağımsızlık Deklarasyonu'nu hazırlamış, Parlamentodaki 167 komünist milletvekilinin imzasıyla kabul ettirmiş ve bağımsızlığın temel harcını atmıştır. Salih, ‘'eski komünistler bağımsızlık yolunda çalışırlarsa destekleriz'', demiş, ancak hiçbir zaman taviz vermemiştir. Kerimov'un Parlamentoyu kukla gibi kullanmaya başlaması üzerine milletvekilliğinden istifa etmiş, aylarca evinde hapsedilmiş, tutuklanmış, çocukları sürgüne gönderilmiş, kardeşi zindana atılmıştır. Buna rağmen baskılara boyun eğmemiş, verilen makamları kabul etmediği gibi, Polat gibi spekülâsyon da yapmamıştır.
Muhammed Salih, halkın milli duygularını ayakta tutan ‘'Yunus Emre'' Divani, Ziya Gökalp' ı n ‘'Türkçülüğün Esasîleri'', Dede Korkut gibi kitapları tercüme etmiştir. Bu gün, M. Salih'in yayınlanmış 12 kitabi da Özbekistan'da yasaklanmıştır. 1988 yılında Yazarlar Birliği Başkanı olan Salih, Özbek dilinin resmi dil olması, komünist rejim tarafından tabii kaynakların hunharca kullanmasıyla ortaya çıkan ekolojik meseleler ve pamuk monokultürü gibi problemlerle mücadele etmiştir.
Böyle bir insana çamur atmaya çalışmak gafletin de ötesin de bir davranıştır. Bunu yapanlar umarız tövbe eder, özür diler ve halk için verilen milli mücadeledeki yerlerini alırlar.
Allah yardımcıları olsun!
"Özbekistan'da demokratikleşme"
Uluslararası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Sempoziumu
9-11 Haziran 1995, Sayfa: 24-28.
(M. Salih'in konuşma metni). Hollanda Türk Akademisyenler Birliği Vakfı yayınları, 1995
Benim sizin dikkatinize sunmam gereken konu - Özbekistan'da demokratikleşme konusu - bana çok ilginç geldi. Çünkü benim olmayan şeyler hakkında konuşmam gerekir. Özbekistan'da Demokrasi yoktur. O kadar yoktur ki, hiç bir şey onun kadar yok olamaz. Evet, ben filozoflar gibi konuşmak zorundayım, sadece onlar yok şeyler hakkında konuşabilirler. Özbekistan' ı n yeterli derecede demokratik görünen bir anayasası var, ama çalışan tek bir kanunu yoktur. Yani Anayasa yazı dolu boşluktur. Özbekistan da Parlamento seçimleri var, ama milletvekilleri seçmenler sandığa gitmeden 3 ay önce seçilirler. Bu seçilen insanların listesi seçimden 3 ay önce cumhurbaşkanı tarafından onaylanacaktır. Bu seçkin insanlar Meclisteki oturumlarda hiç bir zaman münakasa etmezler. Türkiye, Tayvan ya da İtalyan parlamentosundaki gibi bir birine yumruk atmazlar, su atmazlar, küfür etmezler. Hiç bir zaman tepeden sunulan kanun tasarılarına karşı "hayır" oyu vermezler. Her bir el "evet" diye kalkar, her bir ağız "evet" diye bağırır. Evet bizim sessiz milletvekillerimiz bazen bağıralar: Mesela "Yaşasın dünyada en akilli bizim cumhurbaşkanımız", "Yaşasın dünyayı hayrete bırakan cumhurbaşkanımızın reformları!", "Yaşasın istikrar", "Yaşasın sessizlik". Evet Özbekistan Anayasasında demokratik bir Cumhurbaşkanı makamı da var. Ama hayatta yoktur. Onun yerinde bir hükümdar var. Zavallı bazen müşavirlerini ve bakanlarını açıkça şikayet ediyor. Onlara diyor ki: "Siz ne biçim insanlarsınız, ne desem, hemen baş sallayarak kabul ediyorsunuz, hiç olmazsa benim gönlüm için bir defa itiraz ediniz." Onlar Sevgili Cumhurbaşkanımız biraz abarttınız diyerek ona itiraz edip gönlünü alırlar. Yönetime karşı itiraz yok. İtiraz edenler olsa, onlar da itiraz gibi hemen yok oluyorlar. Ülkede tek elden yönetilmemiş olan hiç bir saha yoktur. Şirketlerararsı anlaşmalar bile cumhurbaşkanlığı tarafından onaylandıktan sonra meşrulaşır. Yatırımlara kanun garantisi yok, çünkü kanunun kendisi yok. Tek bir garanti cumhurbaşkanıdır. Bugün Özbekistan'da çalışmakta olan yabancı şirketlerin tümü sadece ve sadece hükümdarın onayı ile çalışmaktadır.
Bizim piyasa ekonomimiz kara borsadır. Rüşvet ve yolsuzluk ekonomimizin temel taşlarıdır. Rüşvet almayan, yolsuzluk yapmayan memur anında isten atılır. Toplumun yüzde 95 i yoksuldur. Zengin dediğiniz yüzde 5 Nomenklatura'dir: Yani hükümettekiler, milletvekilleri, savcılar, yargıçlar ve polisler. Özbekistan da Orta sınıf yoktur. Bir tarafta bir avuç rüşvetçi zenginler, diğer taraftan yoksulların muhteşem ordusu. Ortada dibi görünmeyen bir uçurum var. Bu boşluğu aslında orta sınıf doldurmalı. Fakat orta sınıf yok. Yani maddi açıdan devletten bağımsız bir sınıf yok. Sovyetler Birliği döneminde bile orta sınıfa benzeyen bir sınıf oluşmaya başlamıştı. Bu aydınlar kitlesi idi. Bugün aydınlar da yoksullar safına geçti. Ekonomideki durum bu.
Bizim Anayasamızda çok partili sistem hakkinde söz ediliyor. Bugün faaliyetine izin verilmiş olan 4 parti mevcuttur. Bunların hepsi eski komünistlerden oluşan cep partileridir. Hangi cep mi, tabii ki hükümdarın cebindeki partiler. Onun cebine sığmayan gerçek muhalefet ise yıllardır baskı ve terör altında. Peki muhalefetin Kerimov yönetimine itirazı nedir. Bağımsızlık öncesinde, ayni 88-89 yıllarında, biz yönetimden siyasi ve iktisadi reformlar istedik; yani bizi toplum olarak yavaş-yavaş demokrasiye yaklaştıracak reformlar. Biz ülkede istikrardan yanaydık. İstikrar olmadan reformlar imkansızdı. Maalesef yönetim bizim bu tavrımızı istismar etti. Kendi iktidarını sağlamlaştırmak için yararlandı. Ve Özbekistan' ı bir polis devleti yaptı. Evet, bugün Özbekistan da hürriyet yok, ama istikrar var. Bu istikrar, af edersiniz bir "mezaristan" istikrarına benziyor. İstikrar bizim diktatörlerin elinde şahane bir kozdur. İnsan hakları ve demokrasi düşkünü batili liderler, bu koz karşısında bizim diktatörlere itiraz edemiyorlar. Ya da etmek istemiyorlar. İstemiyorlar, çünkü Özbekistan'da Altın var, Petrol var, Pamuk var. Altın parıltısından gözler kamaşabilir, insan hakları gibi şeyleri görmek zorlaşabilir. İnsan hakları konusunda Türkiye'ye gösterilen hassasiyetin Yüzde 1'i bizim bölgeye gösterseler, biz bugün daha iyi olurduk diye düşünüyorum. Özbekistan sadece petrol ya da altın kaynağına sahip 447,000 km2 lik bir coğrafya değildir.
Özbekistan Türk uygarlığının beşiğidir. Özbekistan da 23 milyon insan yaşıyor. Bu halkı yalnız ekmek isteyen bir topluluk olarak görmek yanlıştır. Bu halk ekmekle beraber Hürriyet de istiyor. Bu konuda ben Kardeş Türkiye'ye de seslenmek istiyorum. Türkiye Özbekistan' ı n demokratikleşmesinde yardim etmesi lazım. Türkiye'nin yatırımları ve kredileri oradaki otoriter rejimin güçlenmesini sağlarsa, böyle bir yardim bize gerekmez. Türkiye tabii doğru düşünüyor. Özbekistan kardeş ülke, onun başkanı Kerimov kardeştir, yardim edelim diye düşünüyor. Ama kardeş Kerimov'un zulmü altında yasayan insanlarda sizin kardeşinizdir. Türk hükümeti birazcık onları düşünse iyi olurdu. Hemen sunuda söyleyeyim. Ben Pantürkist filan değilim. Fakat Türk kavimlerinin etnik ve kültürel bir geçmişi var. Bunu kimse reddedemez. Bundan 2-3 yıl önce Türkiye'de bir deyim moda olmuştu: "Adriyatikten Çin seddine kadar Türk dünyası" diye. Bu romantik birilerinin uydurduğu bir laf değildir. Gerçekten de Adriyatikten Çin seddine kadar Türkler yaşıyor. Bundan çekinmemek lazım. Bu alanda yasayanlar Türkiye'den yardim bekleseler bu doğaldır. Türkiye büyük bir ülke ve onun dünya politikasında yeri ve etkisi var. Türkiye bugün Bati'ya açılmak istiyor. Açılsın bunu biz de istiyoruz. Ama Türkiye'nin muhteşem bir jeopolitik avantajı var. Türkiye ayni başarı ile Doğu ya da açılabilir. Bu açılış bugün olmasa bile yarin muhakkak büyük yararlar sağlayacaktır.
Türkistan'daki 5 Cumhuriyet iki büyük devlet olan Çin ile Rusya arasında yerleşmiştir. Biz bu iki devlet ile de her şeyden önce dost kalmak istiyoruz. Bugün bizim için bu iki devletten hangisi daha tehlikeli - bilemem. Çin'deki nüfus artışı da yoksa Rusya'da ki milliyetçiliğin yükselmesi, büyük tehlike potansiyeli oluşturmaktadır. Dikkat edin Tehlike değil Tehlike potansiyeli. Çin hükümeti Doğu-Türkistan da yoğun bir şekilde Çin nüfûsunu yerleştirmeğe başladı. Bu tendens devam edecektir. Çünkü Çin nüfûsu okyanus gibi taşıyor. Bunun ötesinde Çin ekonomisi hızlı bir yük selistedir. On yıl, 20 yıl sonra Çin dünyanın tek süper devleti konumuna gelebilir. Böyle bir devlete komşu olmak iyimi kötümü? Güvenlimi yoksa tehlikelim? Yorumunu siz yapın. Rusya'ya gelince: Yönetime kim gelirse gelsin, Rusya bugün 10-15 yıl içindeki iç sorunlarla uğraşmaya mecbur kalacaktır. Rusya da iktidara radikal milliyetçiler gelse bile, eski Sovyetler Birliğini yeniden inşa edemezler. Buna maddi ve manevi temel ve destek yoktur. Bunu Jirinovski gibi faşistlerde biliyor. Rus radikallerinin bugünkü yaygaraları seçim kampanyasına hazırlıktan başka bir şey değildir.
‘'Kimseye boyun eğmem, Allahtan başka !''
Muhammed Salih'in Türkiye'de yayınlanan DEVLET SIRLARI adlı kitabına yazdığı önsöz.
Devlet Sırları, Toker yayınları, İstanbul-1997. Sayfa: 5-8.
Arif Acaloğlu TURANTAŞ, Felsefe Doktoru
Bakü, 21 Şubat 1997
Bu cümle kızıl komünist baskıların son safhalara vardığı, komünist emperyalizminin, değil sadece Sovyetlerde, aynı zamanda sınır ötesinde özellikle Polonya ve Afganistan'da da kanlı eylemlere giriştiği ve çoğunluğun sindirilerek susturulduğu zamanlarda demir perde arkasındaki esir bir memlekette yazılan ve tabii yayınlanamayan fakat dilden dile dolaşan bir şiirin başlığıdır.
Yıl 1981...
Memleket Özbekistan...
Ve yukarıdaki veciz sözün yazarı Muhammed Salih ..
demir perde denilen korkulu rüyayı yalnız ucundan köşesinden duymuş olan, zaman ve yer konusunda da fazla bilgi edinmesi genellikle imkansız olan günümüz okuyucusu için o yıllar ve bu isimler belki de çok az şey ifade etmektedir. Fakat tarihin büyük bir dönemini, onlarca esir halkın iç dünyasını ve bu korku dolu yıllardan kurtuluş sürecini anlamanın ve ders almanın yolu o sır dolu anılardan geçer.
Oralara yaşanan ve izlerini edebiyatta, sanatta hatıratlarda bulabildiğimiz olayların hepsi birer ibret belgesidir. Hele bu belgeleri sunan sıradan bir vatandaş değil de, olayların daima ortasında bulunmuş, sözüyle, eylemiyle, öncü davranışlarıyla milli hayatın her alanında mücadele vermiş ve bütün bir neslin ümidi ve iftiharı olmuş bir insan olursa gerçek kaynağı bulmuşuz demektir.
Muhammed Salih ismini Türkiye'de çok az bir kesim daha çok gazete ve televizyon haberlerinde duymuş ve onu bir siyaset adamı olarak tanımıştır. Oysa mesele bununla kısıtlı değildir. Mücadeleci, ilkelerine sadık ve dürüst bir siyaset adamı olmanın yanısıra Muhammed Salih çağımız Türk Dünyasının büyük şairi, fikir adamı ve bu yönleriyle bir kuşağın hocasıdır.
Yazarımız 1949'da koca Türkistan' ı n, mahalli deyimle ‘'Turanzemin'' ı n Harezm bölgesinde doğdu. Mahalli tarih rivayetlerini, efsaneleri ve kendi anlatımına göre büyük annesinin Harezm Tarihi diye algıladığı ve anlattığı Dede korkut hikayelerini dinleyerek büyüdü.
1970'lerin başında Taşkent Üniversitesi Gazetecilik Fakültesini kazanarak Taşkent'e yerleşti ve edebiyat dünyasına atıldı. Bu dönemde 60 kuşağı aydınlarının isyankar fakat isyankar olduğu kadar da halacı dünyası, yeni yetişen kuşağın aydınlarını tatmin edemiyordu. Yalnız Özbekistan'da değil, tüm öteki Sovyet cumhuriyetlerinde de benzeri bir durum yaşanmaktaydı. Fakat yeni çıkış yolları bulunması kolay değildi. Nitekim, diğer bölgelerdeki tüm arayışlar sadece arayış olmaktan öteye gidemedi. Özbekistan'da ise bu arayışın başarıyla sonuçlandığını ve M. Salih'in başını çektiği ve değişik sanat dallarını temsil eden bir arkadaş grubunun yeni edebi ve toplumsal söylemi yerleştirmeye başardığını kesinlikle söyleyebiliriz.
Bu akımın dayandığı başlıca ilkeler, yasaklanmış milli dil ve edebiyatın aklanmasına, büyük ölçüde dünya tecrübesine dayanabilen milli edebiyat akımının zaman zaman sert, zaman zaman da bilge bir tavır alarak bastırılan kişisel duygu ve toplum derdlerine de tercüman olması, toplum ve sanat meselelerinde tavizsizlik, kişisel dürüstlük ve mücadeleci bir direniş olarak tanımlanabilir. Bütün bunlar M. Salih'in kaleminden çıkan şiir, makale ve basınla yapmış olduğu mülakatlarda yeterince açığa çıkmaktadır.
Dünya edebiyatından yapmış olduğu şiir ve nesir tercümeleri de bu döneme rastlamaktadır. Sırf bu amaçlar doğrultusunda Özbekçeye aktarmış olduğu Dede Korkut Hikayeleri ve Yunus Emre şiirleri Fransz Kafka hikayeleri ve çağdaş Fransız şiirleri gibi tercümeleri yayınlanmıştır.
Muhammed Salih, kızılların en çok sindirmek istedikleri, en çok sömürebildikleri, herkesten daha mağdur bir topluluk olan Özbekistan Türklerinin ve onların tarih boyunca gasp olunan haklarının, yok edilen manevi ve maddi varlıklarının, ziyan edilen insanlarının sözcüsüdür.
Dünya Türklüğünün meselelerini bütün çıplaklığı ile anlayan ve anlatabilen fikir adamıdır. Edebiyattaki davası, siyasetteki mücadelesi hep bu istikamette olmuştur. Aynı zamanda hakkı çiğnen tüm dünya insanlarının halklara sahip çıkma faziletini de kendi milli davası içinde yaşatmasını bilen geniş ufuklu bir liderdir.
Siyasi olayların akışı içinde ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Halen de yurtdışında yaşamaktadır.
Muhammed Salih'in bugünkü durumla ilgili bir anısı var. Diyor ki 1970'lerde şair Rauf Parfi'yle hayal kurarak: Bir gün uyansak da tüm Taşkent halkının Özbekçe konuştuğunu görebilsek. Özbekistan bağımsızlığını kazandı ve şimdi Taşkent'te herkes, hatta Ruslar da Özbek'çe konuşuyor. Ve ne acı ki, bu hayali kuran ve gerçek olması için ömrünü hibe eden kişinin Özbekçe yazdığı kitapları yasaklanmış, konuşmaları engellenmiş, vatana dönmesi önlenmiştir. Suçu ülkesi ve milleti için güdümlü bir ‘'hürriyet'' değil, gerçek bağımsızlık istemesidir. Ve yıllar önce 1981'de söylediği gibi onlara baş eğmemesidir.
Hiç şüphe yoktur ki, genç ömrü yenilgiler, zaferler kısacası mücadele salnamesi olan Muhammed Salih, güneşin daha temiz, daha parlak ve daha munisce doğduğu bir sabah erkenden Turanzemin ufuklarında yeniden konuşacak. Özbekçe konuşacak...
Ve o sabah farklı olacak...
Tüm sonraki sabahlar gibi...
ŞİİRİN GÖZÜ ŞAİRİNKİNDEN DAHA UZAĞI GÖRÜR!
03.03.1997
Timur
KOCAOĞLU[1]
Muhammed Salih’in Türkiye’de yayınlanan
AĞAÇLARŞAİR OLSA kitabına takriz. Ağaçlar Şair Olsa, Ötüken
neşriyat, İstanbul-1997. Sayfa: 11-19.
Usta
bir şairin şiiri yalnız o şairin kendi hayatıyla sınırlı kalmaz,
aynı zamanda o şairin mensup olduğu milletinin de hayat ve
takdirinin ayrılmaz bir parçası olur. Ahmet Yesevi, Alişir Nevai,
Fuzuli gibi büyük şairlerin şiirini artık dünyadaki Türklerin büyük
bir çoğunluğunun manevi hayat ve takdirinden ayıramazsınız. Yirminci
yüzyılın başında ve ilk yarısında yaşamış olan Abdillah Tokay'ın
şiiri Tatar Türklerinin, Ahmed Cevad'ın şiiri Azerbaycan
Türklerinin, Yahya Kemal'in şiiri Türkiye Türklerinin, Abdülhamit
Süleyman Çolpan'ın şiiri Özbek Türklerinin, Abduhalık Uygur'un şiiri
Uygur Türklerinin yürek sesi olmuştur bugün.
Edebi
yaratıcılığını uzun bir zamandan beri ilgiyle izlemekte olduğum şair
Muhammed Salih'in şiiri de Özbek Türklerinin bugün karşıkarşıya
kaldığı dönemeç noktasında hayati bir önem kazanmaktadır. Bunu
Muhammed Salih'in aşağı yukarı 30 yıllık şiir macerası ile
açıklamaya çalışacağım.
Muhammed Salih'in bütün şiirlerinde yeni sesler, yeni hayaller, yeni
benzetmeler arayışında olduğunu görürüz. Bu arayış şairin son
şiirlerinde de devam eder. Daha ilk şiirlerinden itibaren mecazlı
(metaforik) anlatım ağır basar.[2]
Heç
kimse şer yozmaydı bugün
Navdenin boğzıda qaldı kürtekler .
Yürekler-kökrekde vezinsiz tügün,
Bulut
kör quyaşnı yürer yetekleb[3].
Hiç
kimse şiir yazmaz bugün ,
Fidanın boğazında kaldı filizler.
Yürekler-göğüste vezinsiz düğüm,
Bulut
kör güneşi sürükleyip gider.
1974
yılında yazılan ''Keçikken Bahar'' (Geciken Bahar) adlı şiirin ilk
dörtlüğü olan yukarıdaki parçada, şair okuyucuyu şaşırtan oldukça
çarpıcı bir tablo çiziyor. Filizler büyüyemeden fidanın boğazında
dumura uğramış, yürekler göğüste ağrılığını kaybeden (vezinsiz) bir
düğüme dönüşmüş ve bulut da kör bir güneşi sürükleyerek yürürken,
bugün artık hiç kimse şiir yazmamaktadır. Herhalde, şairin içinde
bulunduğu toplumun o günkü (1970'lerdeki) durgunluk yıllarını,
cansız, duygusuz, tekdüze (monoton) yaşayışını bundan daha iyi
tasvir etmek kolay değildir. ''Bulutun kör bir güneşi sürükleyerek
yürümesi'' sadece 1970'lerdeki Özbek şiirinde yepyeni bir mecaz
değil, belki bugün için bile canlı ve çarpıcı ifadedir.
Muhammed Salih'in derin hayal gücü gerçekten şiirlerinde çok
değişik, yeni, herkesi şaşırtıcı mecazları karşımıza çıkartır. Bu
mecazlar okuyucuyu şaşırtmakla kalmaz, onu günlük hayatın olağan
boyutlarını zorlayarak dünyayı daha derinlemesine alg lamaya
yöneltir. Şairin 1982 yılında yazdığı şu şiirine bakalım:
BU
YAĞI – SÜKÜNET
Bu
yağı sükünet. Bu yağı rahat.
Ötdi
sevgi deye atalgen xater.
Zeherlengen kebuterdey xat
Qolingdan bir qarıç neride yatar.
Dahlı
bolmagenden keyin hayatge,
Adem
ölimge hem bolmaydı iqrar --
Birarta fikr yoq çınqırayatgen,
Sim-sim yığlayatgen hayal yoq birar.
Faqat
sahra misal taşlandıq yüzde
Vaqt
kebi öziçe ösmekde saqal.[4]
Türkiye Türkçesine çevirisi:
BU
YANI –SESSİZLİK
Bu
yanı sessizlik. Bu yanı rahat.
Geçti
sevgi diye adlanmış tehlike.
Zehirlenmiş güvercin gibi mektup
Elinden bir karış beride yatar.
İlişkisi olmadıktan sonra hayata,
İnsan
ölümü bile kabullenemez--
Bir
tek fikir yok çınlamakta olan,
Hüngür
hüngür ağlayan tek hayal yok,
Yalnız
çöl gibi terkedilmiş yüzde
Vakit
gibi kendince büyümekte sakal.
Bir
aşk ilişkisi sona ermiş bir adamın yalnızlığını tasvir eden bu
şiirde, sevgiliden gelen ayrılık mektubunun ''zehirlenmiş güvercin''
gibi adamın elinden bir karış ilerde yatışı, vaktin ise ''çöl gibi
terkedilmiş yüzde kendi kendine büyüyen sakal'' gibi geçmekte oluşu,
ilk anda insanı şaşırtıyorsa da, ancak o adamın o andaki ruh halini,
onun sıkıntı ve yalnızlığını çok iyi ifade ediyor.
Muhammed Salih'in şiirlerindeki mecazlar, daha doğrusu mecazlı
anlatım tarzı, şiire belli bir derinlik kazandırmakla birlikte,
gelecekte olabilecek bazı durumları sanki çok önceden haber veren
sihirli işaretlere dönüşürler. Muhammed Salih aşağıdaki şiirini 1981
'de yazdığı zaman kendi yurdu Özbekistan'daydı. Bir gün bu şiirinde
sözünü ettiği ayrılığın kendi başına da gelebileceğinden habersiz,
şöyle diyordu:
CÜDALIK
Cüdalık dev kebi kelmeydi daim,
Ba'zen
u müşükdey keledi sessiz;
Penceleri mamıq, mülayim,
Ötkir
tırnaqları mahfiy -körinmes.
Kötermek üçün hem bu cüdalıknı
Şart
emes devlerge xas bir irade-
Addiy
adem bolsa yetedi, ya'ni
Başıge
cüdalık tüşgen bir adem.
Türkiye Türkçesine çevirisi:
AYRILIK
Ayrılık dev gibi gelmez her zaman,
Bazen
o kedi gibi gelir sessiz;
Pençeleri pamuk, yumuşak
Keskin
tımaklar gizli-görünmez.
Omuzlamak için de bu ayrılığı
Şart
değil devlere has bir irade -
Bayağı
adam olsa yeter, yani
Başına
ayrılık düşmüş bir adam.
Bütün
hayatı kendi ülkesinde gerek edebiyat, gerekse politika alanında çok
önemli katkılarda bulunarak geçirmiş bir aydın olan Muhammed Salih
1993 yılın Nisan ayından bu yana vatanından uzak yaşıyor. Sanki o
bugünlerdeki vatan ayrılılığının acısını, bütün bu olacaklardan
habersizce 1981 yılında ayrıldığı "pamuk gibi yumuşak pençeli bir
kedi sessizliği"ne benzetmişti. Bu vatan ayrılığının o büyük yükünü
de omuzlamak için öyle "dev gibi" güçlü olmak gerekmez, sadece
Muhammed Salih gibi "Başına ayrılık düşmüş bir adam" olmak yeterli.
Bu basit ve olağan benzetmede "keskin tırnaklarını gizlemiş" bir
kedi gibi, gizli bir çığlık yok mu?
Muhammed Salih'in kendisi de daha önceden yazmış olduğu
şiirlerindeki bir çok durumun sonradan gerçekleştiğinin tanığıdır ve
bundan alaylı bir şekilde söz eder. O Temmuz 1994 tarihinde yazdığı
"Feriştelemi unutmayin: Yaş Şairlerge Maslahat" (Melekleri
unutmayın: Genç Şairlere Öğüt) adlı hicvi yazısı başında bakın ne
diyor.[5]
Türkiye Türkçesine çevirisi:
("Göç
erkekler için vacip" derler, ama doğrusu, ben Özbekistan'dan çıkıp
gitmeyi hiç arzu etmemiştim. Durgunluk yıllarında basılan
kitaplarımı karıştırıyorum. Şiirlerin çoğunluğu ayrılık, uykusuzluk,
vedalaşmak, özlem hakkında. Şiirlerin çoğunluğu hiçbir zaman evinden
çıkmayan adamın seyahat hakkında, hiç bir zaman ağlamayan adamın
gözyaşları hakkında yazdığı şiirlerdir. Şiir, tabiat olarak
anlaşılmayan bir şeydir. Eski şiirlerimi okurken, onları
anlamıyorum".)
Muhammed Salih bu yazısında çeşitli eski şiirlerinden örnekler
vererek, "Bu şiirleri ben bugün yazmam lazımdı. Eğer onlar bugün
yazılsaydı mübalağa (abartı) olmazdı. Ama bu ve buna benzer şiirler
1981 yılında mübalağa ve anlamsız bulunmuştu ve doğru idi" diyor.
Muhammed Salih yine bu yazısında genç şairlere "Melekler her zaman
uyanıktır ve her zaman yanınızdadır" diyerek onların şiir yazarken
dikkat etmesini, çünkü onların şiirlerinde kullanacakları bazı
sözlere meleklerin "Amin!" diyebileceğini, bunun kendi başına
geldiğini ince bir alayla belirtiyor. O yazısını şu cümleyle
bitiriyor:
"Şimdi
bazı şairlerin niye şiir yazmaktan vazgeçtiklerini anlamışsınızdır.
Melekler etrafta uçup konmakta iken, şiir uydurma tehlikeli bir
meslektir."
Şiir
uydurmanın, yani şairliğin ne kadar tehlikeli bir meslek olduğunu
Muhammed Salih'in ''Milliyetçi'' adlı şiirinde görmek mümkün. 1985
yılında yazılmış olan bu şiir şairin Arzu fuqarası adlı şiir
kitabında sansür yüzünden ''Mahluk'' adıyla basılmıştı. Şair İqrar
adlı kitabında ise bu şiirin başlığını ''Millyetçi'' diye
değiştirmiştir .
MİLLİYETÇİ
U bir
maxluq dünya bağrıda
Unın
turgen bitgeni qayğu--
Kişen
yoq-kü qol, ayağıda
Amma
erkni, erkni ister u
U bir
maxluq, yürgen bir deydi,
Yoq,
yoq, yürmes, köklerde uçar,
U
özinin nefretin yeydi,
U
özinin ğazabına içer.
Şundey
maxluq, unın yanında
Her
bir ayal körinedi tul.
''Kelgindi'' miş öz vatanıda,
Öz
üyide'' namahrem''miş ul...
Bes
qıl, maxluq! Bes qıl, dedim, bes!
Muzlamasın yüzinde qahr--
Bu
dünyada mümkin-kü yaşaş,
Vatansız hem mümkin-kü, axır![6]
Türkiye Türkçesine çevirisi:
MİLLİYETÇİ
O bir
mahluk dünya bahçesinde
Onun
baştan ayağa kaygı --
Zincir
yok ki el ayağında
Ama
özgürlüğü, özgürlüğü ister o.
O bir
mahluk, yürüyen bir deli,
Y ok,
yok, yürümez, göklerde uçar,
O
kendisinin nefretini yer,
|