Muhammed Salih'e sorular
Orta Doğu Gazetesi, Kasım 2001
Orta Doğu: Öncelikli mücadeleniz Özbekistan'a gelmeden önce gündemde olan Afganistan'la ilgili sorularım olacak. Bu savaşı nasıl değerlendiriyorsunuz?
M. Salih: Savaş (bir ölçüde) bir aynadır, bazen insanlık bu aynaya bakıp, kendi suratının nasıl çirkin olabileceğini görür Afganistan'da ki savaş Müslüman dünyası için, inşallah hayırlı olacak. Bu savaştan sonra kimin kim olduğu bir daha belirlenecek. Ben ABD için söylemiyorum, İngiltere için de, ben Müslüman dünyası için söylüyorum. Taliban lideri Molla Ömer'i ilkel, zavallı bir kimse olarak tahmin ediyordum, fakat Taliban güçleri Kabil'den kaçıp, Kandahar 'a kapandığında verdiği bir demeç, bu adamın o kadar da aptal olmadığını ortaya koydu!
"Her şeyi bir anda kaybettik, demek ki, Allah'a hoş gelmeyen bir hata yaptık'' dedi. Bu kelimeler onun bütün hayatında söylediği yegane hikmetti belki...
BBC televizyon kanalından gösterilen, Rabbani taraftarlarının Kabil sokaklarının birinde yatan insan cesedinin yüzüne, ayaklarını koyarak eğlendiklerini görüp, "Bu adamlar ne zaman adam olacak, bu Müslümanlar ne zaman Müslüman olacak? diye yanıp tutuştum. Bunlar da Molla Ömer gibi, ''Allah'a hoş gelmeyen bir hata yaptık'' diyebilecekler mi acaba, veya o güne kadar yaşayabilecekler mi ?
Molla Ömer'in adamları kadınları zindana kapatıp, onların insani haklarını çiğneyerek halkın gazabını kazandı ise, onun muhalifleri bu kadınları kaçırıp, ırzına geçerek halkın nefretini kazanıyorlar. Bu vahşet İslam Dünyasından manzaralar olarak sunuluyor kamuoyuna, ve bu aslında ABD'nin Kabil'e attığı, bombalardan daha tahribatlıdır Müslümanlar için. Bugün Afganistan'a bakarak tüm İslam Dünyasının, ''Biz Allah'a hoş gelmeyen bir hata yaptık galiba'' diye bir düşünmesi gerekir bence.
O. D: Afganistan Rusya ve İngiltere'ye geçit vermedi acaba ABD için durum ne olacak?
M. Salih: Rusya ve İngiltere'ye karşı tavır, Kabil'de yerleşen, ''Kuzey İttifakı'' ndan geldi. Çünkü ''İttifak'', Afganistan genelinde bu iki devletin tarih deki sömürgeci rolünden dolayı meydana gelen menfi imajın, kendi siyasi kariyerine de zarar verebileceğini düşündü. Halbuki bundan bir ay önce bu grup, "Kim gelirse gelsin, bizin için Kabil'den Taliban'ı kovsun, biz her şeye razıyız" diyordu. Şimdi Bagram havaalanındaki 90 kişilik askeri birliğe bile tahammül edemeyeceklerini bildirmektedir. ABD'ye gelince, tüm bombardımanlarına rağmen, belki de Afganistan'da en az tepki görecek devlet olarak karşılanacaktır. Çünkü Afganistan'ın geleceği değil sadece siyasi, iktisadi açıdan da büyük ölçüde bu süper gücün tutumuna bağlı olacak.
O.D: Kuzey ittifakı hakkında ne düşünüyorsunuz? Afganistan'da mücadele eden grupların birbirlerine vahşet olarak tanımlanacak sert tutumlarının sebebi nedir?
M. Salih: "Kuzey İttifakı" diye bir İttifak yok aslında! Kuzey Afganistan'da iki silahlı grup var. Rabbani liderliğindeki Tacikler grubu ve general Dostum liderliğindeki Özbek - Türkmen Türkleri grubu. Bu iki grup arasında hiç bir zaman İttifak olmamıştır! Şimdiki siyasi vazıyet bu iki grubun İttifakını gerektirse de buna yanaşmıyorlar. Taliban sonrası başlanacak muhtemel savaşın hazırlığını yapıyor her iki taraf. Bu acı bir gerçektir!
O.D: Afganistan'ın Türk yurdu olduğu belirtiliyor. Size göre Afganistan'da kökeni Türk olan ne kadar insan var. Bu bağlamda Dostum'u değerlendirmek gerekirse neler söyleyeceksiniz.? Sizce Türkiye Dostum 'a Türk dostluğu hakkında güvenmeli mi?
M. Salih: Afganistan'da bizim tahminlerimize göre 6 milyon civarında Türk nüfusu var, bu demografik gerçeği artık Afganistan'daki hiç bir yönetim göz ardı edemez. Bunu Afganistan 'ın kaderini belirlemeye çalışan ABD, Batı ve Rusya da göz ardı edemez! General Dostum'un kişiliği ne olursa olsun, bugün o bölgede ondan başka lider yoktur! Türkiye'nin Dostum 'u desteklemesi lazım.
O.D: Yazılarınızda savaşın uzun süreceğini ve Afganistan'daki sorunun ancak federasyonla çözülebileceğini söylüyorsunuz? Bu konudaki görüşlerinizi biraz daha geniş anlatır mısınız?
M. Salih: Taliban sonrası Afganistan'ın üniter devlet şeklinde yaşaması zor, üniter yapı etnik çatışmaları devamlı körükleyecektir. Bu çatışmalara karşı tek çare bölgelerin özerliğidir. Zaten, 1989 dan sonra Peştun, Tacik ve Özbek bölgeleri fiilen birbirinden bağımsız yaşamışlardır. Şimdi bu durumu meşrulaştırmak kaldı sadece Ülkede Referandum yapılsın, göreceksiniz, bu üç bölge halkı mutlaka özerklik için oy verecektir, bunu istemeyen Pakistan ve Peştun siyasileridir. Üniter Afganistan, Pakistan için bu ülkenin kontrolünü kendi elinde tutmayı kolaylaştırmak, Batı devletleri için ise Orta Asya enerji ( gaz, petrol) transferinde güvence sağlamak için lazım. Aslında sürekli iç çatışmalarla sarsılan, istikrarsız bir üniter devlete nazaran istikrarlı ve refaha kavuşmuş özerk bölgelerin hudutları yabancı ülkeler için daha güvenlidir. Tabi şimdilik bu argümanları dinleyecek az insan bulunur, ama yine bir iki yıl savaştan sonra bu gaye aktüel konuma gelebilir.
O.D: Özbekistan'daki mücadelenize dönersek, çalışmalarınız nasıl sürüyor?
M. Salih: Bir çok insanımız hapiste, Kerimov zindanlarında işkence görüyor. Bir çoğu devamlı baskı altında mücadeleyi devam ettiriyor, bir kısmı da yurtdışına çıkmış, oradan mücadelesine devam ediyor. Buna rağmen Kerimov ERK Partisini esas düşmanı olarak görmekten vazgeçmemiştir. Her seçim öncesi ERK Partisini seçime katmamak için bir şeyler uyduruyor. Mesela 1999 yılının sonunda Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi kendisine suikast olayını uydurdu! Ta ş kent 'de bomba patlattı ve ERK partisini secime sokmadı. Beni "terörist" ilan etti!
Şimdi ABD deki 11 eylül terör olayları bir talih kuşu olarak Kerimov'un başına kondu. Bu bahaneyle Kerimov ABD'nin yakın dostu oldu ve onun sayesinde insan hakları ve muhaliflerini daha rahatlıkla ezecek, insan haklarını daha rahat çiğneyecek.
O.D: Kerimov sizi şeriatçı olmakla suçluyor, dine bakış açınız ve bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
M. Salih: Kerimov 1989 yılında beni Pantürkizm ile suçlamıştı, şimdi duyuyorum, bugün kendisi Pantürkist olmuş (!) Nazarbayev ve Akayev'i toplayıp (Safarmurad Türkmenbaşı bu gibi toplantıları ciddi kabul etmiyor) "Türkistan umumi evimiz "diyormuş. Halbuki, bizi Türkistan kelimesini şiirimiz de kullandığımız için halk düşmanı ilan ediliyordu bir zamanlar. Zaman değişiyor, İnşallah, gün gelir Kerimov şeriatçılığa da kendisi üstlenir, fakat o zaman beni hangi sıfatta suçlayacağını, bilmiyorum. Dine bakış acım bir Müslüman'ın bakış açısıdır. Eğer Müslümanlar kendi dinini iyi tanısalar idi, kendileri dünyanın en ileri insanlarından, ülkeleri dünyanın en uygar ülkelerinden olurdu. Bazıları İslam ülkelerindeki sefalet ve kargaşa sebebi olarak İslam dinini görüyor. Aslında tam tersi, İslam ülkeleri, İslam'ı yanlış algılayıp, yanlış uyguladıkları için geride kalmışlardır.
O.D: Sizce Kerimov kendisinden sonra Hafız Esad gibi kendi ailesinden birini yöneticiliğe hazırlıyor mu?
M. Salih: Kerimov 'un Hafız Esad gibi bir oğlu yok, olsa bile varis olamazdı. Kerimov kendi yerine bir varisi düşünde bile görmek istemez.
O.D: Siyasi mücadeleyi bir kenara bırakırsak, aynı zamanda bir düşünce ve edebiyat adamısınız. Bu konudaki çalışmalarınız nasıl gidiyor? Şiire vakit kalıyor mu? Norveç'te yaşadığınızı biliyoruz, günlük hayatınız nasıl geçiyor?
M. Salih: Hayır, şiire vakit yok! Daha doğrusu, şiir için ilham lazım, işte o yok.
20 haziran 1990 yılında Özbekistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Kerimov'un karşı olmasına rağmen Parlamentoda Özbekistan'ın bağımsızlığını ilan ettiğimizde, ''Nihayet oldu bu iş, şimdi şiir yazacağım, şimdi ben serbest bir insanım, benden bu kadar, siyaset sizing olsun!'', diye hayal etmiştim, yanılmışım.
Moskova zulmünden kurtulup, kendi mahalli diktatörler zulmüne tutulduk. Şimdi bunların zulmünden kurtulmamız gerekir, kurtulmadan şiir yazmak ta yok! |